Hatırlarsanız BlaBlaCar ile kafa kafaya verip Evde Yoklar’a sürprizli bir yolculuk hazırladığımızı web sitemiz ve sosyal medya kanallarımızda duyurmuştuk.

Demiştik ki;
“Biz 22 Mayıs’ta arabamızla Kapadokya’dan İstanbul’a dönüyoruz, yolculuğumuzu paylaşacak 2 kafadar arıyoruz. Yalnız bizim araba diğer arabalara benzemez. Yolda canı uçmak kaçmak ister, sürprizlere hazırlıklı olun! Boş koltuklarımıza talip olanlar bize Ölmeden önce en çok yapmak istediğiniz şey nedir ve neden yazsın!”

Cevaplar mesaj kutumuzda birikti de birikti. Hesabımıza her girdiğimizde çocukluğumuzdaki Kinder Sürpriz heyecanını yaşar olduk.

kapadokya-peri-bacalari

Sonunda bize eşlik edecek 2 Evde Yok’u açıklama günü geldi çattı. Sorumuza verdikleri cevapları okur okumaz, ister şimdi, ister başka zaman, ama bi fırsatta onlarla kesin tanışmalıyız dediğimiz Fatih ve Yeliz çiftini aradık. Fatih telefonu açtığında heyecanlandığını iddaa etse de sanki aramamızı bekler bir hali vardı. Daha sonra tanıştığımızda söyleyecekti ki; ta başvururken Yeliz’e “İçime doğuyor, bizi seçecekler” demiş.

Kapadokya’da Cappadox’ta güzel bir hafta sonu geçirdikten sonra İstanbul’a dönme vakti geldi. En yukarıdaki VİDEOmuzdan bu yolculuğumuzun maceralarını izlemeyi unutmayın. Aşağıda da detayları var.

Sabahın ilk ışıklarında, yolculuğumuzu paylaşacağımız Evde Yoklar’la Göreme merkezde buluştuk. O kadar erken ki daha fırınlar bile açılmamış.  Sokaklar bom boş, karınlar da bomboş. Ama insanlar uykuda olduklarından değil, herkes balonların sepetlerine doluşmuş, havalanmayı beklediğinden. 🎈

Yollar uzun, molalar çılgın olunca haliyle çok erken saatlerde yola çıkmak gerekiyor. Ama bu kadar erken kalkmamızın, az sonra Fatih ve Yeliz’in de öğreneceği üzere, aslında bir başka sebebi vardı. 😉

kapadokya-balonlar
Biz bir gün önce dersimizi iyi çalıştık. Bir balon pilotuna danışıp, balonları seyretmek için en iyi tepeyi öğrendik. Çektik arabamızı balonların elini uzatsan değecek kadar yakından geçtiğini söyledikleri bir tepeye.

Arabaya yeni binmişlerdi, daha koltuklarını ısıtamadan “Biz Evde Yokuz Tesisleri’ne geldik, hadi iniyoruz!” Bagajdan yine katlanan sandalye ve masamızı çıkardık simitli, peynirli, zeytinli bir sofra kurduk!” dedik.

Derken 100 balon bir anda havalanıverdi! Nereye baksak etrafımız 360 derece balon!!!  Gökyüzüne saçılmış bonibonlar… Peşinden bir 40 daha! Yine sürreal bir an; biz bir tepenin üzerinde olduğumuz için, etrafımızı saran balonlarla aynı hizadayız. Sanki bir sepete de biz sofra kurmuş uçuyoruz!  Ve gerçekten o kadar dibimizden uçuyorlardı ki, bi tanesine masamızdan simit bile ikram edebildik! O kadar yakındılar! (Aynı keyfi yaşamak isteyenler için konum)

kapadokya-bla-bla-car

Sabah kahvaltısında 10 yüz bin baloncuk yuttuktan sonra tekrar arabaya doluşup İstanbul yolunu tuttuk. Biz Evde Yokuz usulu kahvaltı bitmiş olabilir ama Biz Evde Yokuz usulü yolculuk yeni başlıyor.

4 Evde Yok az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, hala sürpriz için hiç bir yere saptığımız yok… Fatih ve Yeliz merak ediyor acaba nerede, ne yapacağız… Ağzımızı bıçak açmıyor, ser verip, sır vermiyoruz.

Fatih sırlar perdesinin en dış halkası çünkü Yeliz ile arkasından iş çevirmekteyiz. Fatih’in 2 güne doğum günü varmış ama başvuru sırasında seçim sürecini etkilememek için bize söylemek istememiş. Böyle de ince düşünceli insanlar. Ama yolculuktan hemen önce, zaten çoktan seçilmiş olmanın rahatlığıyla, Yeliz iki arada bir derede bize fısıldadı, “Fatih’in doğum günü var, beraber kutlayalım mı?” Kutlayalım tabi!

Sağ ön koltukta ayaklarımın altında Fatih’in pastası duruyordu. Gizlice mumları, maytapları yaktım. Başladık bir ağızdan iyi ki doğdun söylemeye. Maytapları 1. derecede tehlikeli doğum günü süsü bulan Bilge neredeyse kenara çekip arkadan yangın söndürme tüpünü çıkaracaktı. 😀 Fatih dileğini tuttu, mumları söndürdü. Dedik konuşma isteriz! 😊

Fatih’in konuşması kısa ve özdü. Konuşmasının içine 1 cümle de bize değinince sevindirik olduk. Arabadan inince dialogun bitmesinden korkuyor insan. Onların da bu tanışmaya kalıcı baktığını bilmek içimizi ısıttı. Yeliz ve Fatih, dünya tatlısı insanlar. Onlarla dirsek temasımızın devam edeceğini düşünmek güzel.  İleride de başladıkları O’nlar Gülsün projelerinin haberlerini almak, elimizden geldiğince destek olmak isteriz. Paylaştığımız yolculuğun, kesişen hayatların nelere kadir olabileceği hiç belli olmaz…

bla-bla-car-araba

Bu arada biz gidiyoruz peşimizden yağmur bulutları kovalıyor. Bizi yakalaması an meselesi. Hava tahminine bakıyoruz, yağmur kaçınılmaz görünüyor. Bilge ile havaya bakıp eyvah diyoruz, bizim sürpriz kelimenin tam anlamıyla yaş. Çaktırmadan bir alo dedik rafting firmasına; “Abi, meteoroloji  biz vardığımızda oraları sular seller götürecek diyor. Ne yapacağız?” Telefondaki Karadenizli bey “Oo! Yağmurda daha güzel olur! Sıkıntı yok!” diyerek içimize bir nebze su serpti.  Ama biz Karadenizlilerin ne kadar gözü kara olduğunu Formulaz’da gördüğümüzden, içimize bir şüphe düştü hani.

Küçücük arabada onlara çaktırmadan konuyu masaya yatırmamız mümkün değil. Neyse ki konuşmadan anlaşacak kadar tanıyoruz birbirimizi. Bilge’nin sol köşeye doğru düşünceli düşünceli bakan gözü “Adamla konuştum, sıkıntı yok dedi” diyor, ardından bir tededdütlü kafa sallaması, “Gidip, görüp, karar veririz” diyor. Camdan dışarı bakışımdan “Belli olmaz, hava bu. Belki hafifler?” dediğimi anlıyor. Meseleyi sessizce aramızda çözümlüyoruz.😀

Bu arada 550 km yol geldik, İstanbul’a 220 km kaldı, hala sürprizin gerçekleştiği yok. Bize çaktırmıyorlar ama aslında bayağı meraktalar. Sonradan itiraf ettikleri üzere, kendi aralarında mesajlaşarak tahmin bile yürütüyorlarmış. 🙂 Bir ara sürpriz muhabbeti geçtiğinde Yeliz “Acaba rafting mi?” dedi! Birisi o an küp küp buzları t-shirtümüzün içinden bırakmış gibi oldu ama biz poker suratlarını takındık, çaktırmamak için kıvranıyoruz. Uzun süre durumu idare edebildiysek de, foyamız Düzce’ye geldiğimizde meydana çıktı: Melen Çayı’nın üzerinden geçerken Bilge’nin yan gözle yağmur & su seviyesini kestiğini fark eden Fatih, hemen uyanmış. Üzerine bir de sağlı sollu rafting tabelaları da çıkmaya başlayınca artık saklanabilir bir yanı kalmadı; “Evet, raftinge gidiyoruz arkadaşlar!”

rafting-kapak-2

Yağmur hız kesmeden devam ediyor. Baktık yağmurda rafting yapanlar etabı bitirmiş geri dönüyor. Herkes halinden mutlu. Hem de ne mutlu. Biz de çektik wetsuitleri üzerimize, bindik rafta. Melen kaptı raftı götürüyor, üzerinde Evde Yoklar fellik fellik kürekte.  😅 😀

Evde Yoklar iyiler. Kısa zamanda süper bir ekip olmuşuz. Harmoni, ekip ruhu tam! Herkes küreklere asılıyor, o rapidlerin geleceği varsa, göreceği var!

Suya düşmedik, ama vuran dalgalarla tepeden tırnağa ıslandık. Melen boyu baya baya Karadeniz gibi. Yemyeşil dağlık coğrafya, her yer alabildiğine fındık bahçesi, bir de üzerine horon açmış mı abiler. 😃

rafting-kapak

Yağmur bir yandan, Melen bir yandan ıslatıyor da ıslatıyor. Kıkır kıkır gülmenin önüne geçemiyoruz, ama güldükçe ağzımıza gözümüze sular doluyor. Yağmur altında rafting gerçekten süper eğlenceli oluyormuş.

Rafting üzeri çok acıkmışız. Duşlarımızı alır almaz, sobaya en yakın masayı seçip yemeklere yumulduk. Tabaklardan kafamızı kaldırdığımızda karşımızda Fatih eriyordu. Sorsan, çok kötü değil, sadece biraz üşüyor. Yeni tanıştık ama uzundur tanışır gibiyiz; biliyoruz ki Fatih kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyecek tiplerden. Baktık, alnı bizim sobadan sıcak, kaptık götürdük hastaneye.

Doktorda hızlı bir pitstop: Kalçaya bir iğne, eline bir reçete, yola tekrar hazırız. Fatih’in gözleri arabaya oturur oturmaz kapanıverdi.

Gözlerini açtığında artık ateşi düşmüş, camındaki Karadeniz manzarası, artık İstanbul silüetine dönmüştü. Birkaç şarkı sonra arabamızın asla şaşmayan ve en kestirme yolların kurdu GPS Bilge “Arriving at destination” dedi.

Kocaman sarışıp ayrıldık.

Arka koltuklar boş, pasta kutusu boş, bir buruk oldu içimiz.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.