Şu an gözlerden uzak, sakin ufak bir kasaba olan İznik, taşıdığı dev tarih karşısında çok mütevazi kalıyor. İznik hem Anadolu’daki ilk Türk başkenti, hem de Vatikan’ın kutsal kabul ettiği şehirlerden biri. İznik yüzyıllarca 5 kilometre uzanan şehir surlarının içinde korunmuş. Şehrin formu dikdörtgen olmamakla birlikte, bir kenarını 1.2 km, diğer kenarını da 1.4 km gibi düşünebilirsiniz. Yani aşağıda bahsettiğimiz tarihi yapılar birbirine çok yakın ve yürüyerek gezmesi çok kolay. 2 saat içinde gezersiniz. Ama asıl İznik, tarihi yerlerden sonra başlıyor. İznik Gezilecek Yerler yazımıza bakmadan dönerseniz İznik yarım kalır.

Türk Etkisi Öncesinde İznik

Helenistik Çağ, Roma, Bizans ve Osmanlı yerleşimi olan İznik için bir açık hava müzesi desek yalan olmaz. Çünkü başta şehir surları olmak üzere tüm bu medeniyetlerden izler taşıyan anıtsal yapılar hala ayakta. 

İznik’teki yerleşik hayatın tarihi, MÖ 7. yüzyıl öncesine kadar uzanıyor. O zamanlar Helikore adındaki yerleşim, MÖ 7 yüzyılda Trak kavimlerine ev sahipliği yapıyor. MÖ 316’ya geldiğimizde şehir, Makedonya İmparatoru Büyük İskender’in generallerinden biri olan Antigonos tarafından yenileniyor ve adı da Antigonos’a atfen Antigoneia oluyor. Gelgelelim İskender’in ölümünden sonra General Antigonos ve İskender’in başka bir diğer adamı General Lysimakhos arasında çıkan savaşta şehir Lysimakhos’un eline geçiyor ve o da şehre karısı Nicaea’nın adını veriyor. Nicaea, MÖ 293 yılında Bithynia Krallığı’na bağlanıyor ve Roma’nın klasik şehirlerinden biri oluyor. 

Hristiyanlığın En Önemli 3 Şehrinden Biri İznik

İznik Hristiyan dünyası için önemi ise çok ayrı. Çünkü burası, Hristiyanlığın ilk ekümenik (evrensel) konsilinin toplandığı yer. Yani başka bir deyişle, MS 325 yılında, tüm dünyadan 228 piskoposun katıldığı ve Hristiyanlık dininin temel ilkelerinin tartışılıp, karara bağlandığı yer. Hristiyan aleminin ilk dini toplantısı ve İznik’te gerçekleştirilen konsile İmparator 1. Constantinus’un da katıldığı bilinir. Konsil Senatus Sarayı’nda toplanır ve iki önemli konuyu masaya yatırır. Bunlardan biri Hz. İsa’nın tanrının oğlu olup olmadığı konusudur. Toplantıya İskenderiye’den katılan din adamı Aryus’un ortaya attığı tez, İsa’nın sadece insan olduğu ve tanrının oğlu olmadığıdır ama bu tez konsildeki diğer piskoposlar tarafından kabul görmez. Böylece toplantı sonucunda alınan karar ile bugün dahi geçerliliğini sürdüren İsa’nın tanrının oğlu olduğu inanışı genel geçer hale gelir. Toplantıda konuşulan ve karara bağlanan konulardan biri de Paskalya Bayramı’nın tarihidir.

Daha sonra 787 yılında bu sefer İznik’teki Ayasofya Kilisesi’nde 7. konsil toplanır. Bu konsilde de Hristiyanlık’taki o dönemde görülen resim düşmanı (İkonoklasma ) görüş son bulur. Resim ve heykeller üzerindeki dini yasaklar kalkar. İznik, Hristiyanlık dini için böylesine mihenk taşı olan toplantılara sahne olduğundan, 1962 yılında Vatikan’da toplanan 19. konsilde Papa tarafından Kudüs ve Vatikan’dan sonra dünyadaki üçüncü kutsal kent ilan edilir.

Anadolu’daki İlk Türk Başkenti

Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldığında Nicaea, yani eski adı ile İznik, Doğu Roma tarafında kalıyor. Selçuklular’a kadar Bizans hakimiyetinde kalan Nicaea, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın şehri fethetmesi üzerine Selçuklu Devleti’nin başkenti olur. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, şehrin ismini de “Nicaea’nın İzi” anlamına gelen “İznik” yapar. Her ne kadar 1097’de 1. Haçlı Seferi sırasında Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın oğlu 1. Kılıçarslan şehri tekrar Bizans’a kaptırmış olsa da 1331’de Orhan Bey ile yeniden Türk hakimiyetine girer. 
 

İznik’in Önemli Bir Kültür, Sanat ve Ticaret Merkezi Olması


Osmanlı’nın ilk medresesi ve imarethanesine (aşevi) ev sahipliği yapan İznik, 14-16. yüzyılda birçok bilim adamı ve sanatçının yetiştiği önemli bir eğitim, kültür, sanat, ticaret merkezi haline gelir. İmparatorluğun en ünlü eğitimcileri buradaki medreselerde dersler verir. Özellikle 2. Murat ve Çandarlılar döneminde altın çağını yaşayan şehir, İstanbul’dan Anadolu’ya geçişteki kervan yolu üzerinde olduğundan önemli bir konaklama merkezi olur. İstanbul’un fethi sonrasında İstanbul’un git gide önem kazanmaya başlaması ve devamında İznik’in ileri gelen ailelerinin de batıya göçleri ile İznik’in önemi de azalmaya başlar. 
 

İznik Efsaneleri – Suların Altındaki Kayıp Şehir 


İznik Gölü suları altında Atlantis vari batık bir şehrin yattığı inancı İznik’in en ünlü efsanesi. Yüzyıllardan beri İznikli balıkçılar arasında, ağların, oltaların batık şehrin minarelerine takılıp koptupu yönünde süregelen söylentiler varmış. Hatta 1500’lerde yaşayan Hoca Saadettin Efendi’nin notlarında “Yılın en kurak aylarında su çekilince ortasında bir takım büyük yapılar meydana çıkar” gibi cümleler yer alıyormuş. 1990 yılında Sit Alanı ilan edilen gölde, son yıllarda yapılan araştırmalar ve buluntular bunun bir efsaneden çok daha fazlası olabileceiğine işaret ediyor. En son 2014’te suyun altında bulunan ve kazı çalışmalarına başlanan bazilikanın keşfi ile İznik Gölü’nün içinde gerçekten de bir batık şehir olduğu iddaalarına şu ana kadar ki en somut kanıt oldu. 
 
 
 

İZNİK TARİHİ YERLER 

Tarihi Şehir Surları ve Şehrin Kapıları

İznik’in yüksekliği 10-13 metre, toplam uzunluğu 4,970 metre olan şehir surlarının tam tarihi belirlenemese de genel olarak Geç Roma Dönemi’nden kalma olarak kayıtlara geçirildiği söylenebilir. Aslında İznik’teki ızgara şehir planı, şehrin Helenistik Çağ’a kadar uzandığının kanıtı ama surlar o dönemden kalma değil. Depremler ve yaşanan savaşlar dolayısıyla, surlarda o dönemlerden ne yazık ki eser kalmamış. Hatta çeşitli dönemlerde tekrar ve tekrar onarım geçirmiş, üzerine eklemeler yapılmış. İstanbul surlarında da görüldüğü gibi 2 kat sur onunda önünde bir hendek şeklinde iç içe geçen 3 katmandan oluşuyor. Elbette bunun tek nedeni de güçlü savunma. Şehrin surlarının bir bölümünün üzerine çıkabiliyorsunuz. Üzerinde kestirmek harika bir his.

Şehrin 5 ana kapısı arasından Lefke Kapısı (doğu) ve İstanbul Kapısı (kuzey) bugüne kadar ayakta kalan en önemli iki kapı. İki kapıda da benzer özellikler görülüyor. Kabartmalar, frizler, yazıtlar ve Roma Zafer takı formu. Göl Kapısı kentin batı kapısı fakat bu kapıdan bugüne eser kalmamış. Surların bir diğer kapısı da Güney Göl Kapısı. Göle açılan kapının zamanında ayrı bir saraya veya iskele tarzı yapıya açıldığı düşünülmekte. Surların son kapısı Yenişehir Kapısı (güney) Bu kapı savaşlarda en fazla zarar gören kapı olmuş. 
 
 

Yeşil Cami

İznik’in çinili güzeli Yeşil Cami için İznik’in sembolü diyebiliriz. I. Murat’ın sadrazamı Çandarlı Halil Paşa tarafından yaptırılan cami, Osmanlı’daki ilk örnek olan mermer mihrabındaki taş işçiliği ve en önemlisi turkuaz, yeşil ve mor renkli çinilerle bezeli minaresi ile dikkat çekiyor. Aslında bu cami tek başına değil içinde hamamı, medresesi ile bir külliye şeklindeymiş. Fakat ne yazık ki külliyenin diğer yapıları bugüne ulaşamamış. Zamanında Yunan işgalinde zarar gören cami, cumhuriyetin ilk yıllarında onarılıp daha sonra da 1956-69 yılları arasında restore edilmiş. En son 2015 yılında yeniden restorasyona alınmış. Konum için tıklayın.
 
 

Ayasofya Cami

İznik Ayasofya Cami, İznik’in en ünlü yapısı. Burası aslında 787 yılında 7. Hristiyanlık Konsili’nin toplandığı kilise ama Orhan Gazi 1331’den sonra çan kulesini minareye çevirerek onu bir camiye dönüştürmüş. Sonra da Kanuni Sultan Süleyman, Mimar Sinan’dan camiye bir mihrap ilave etmesini ve yan neflerde değişikliklere gidilmesini istemiş. Kısa bir süre müze olarak kullanılan ve 2007 yılında restorasyon gören caminin otoritelerce pek de başarılı sayılmayan restorasyonu medayada yankı uyandırmış. Cami en son 2011 yılında büyük tartışmalar sonucunda tekrardan cami olarak ibadete açık hale gelmiş. Konum için tıklayın.

 

Süleyman Paşa Medresesi

Burası ilk Osmanlı Medresesi olarak bilinen Süleyman Paşa Medresesi. Aslında Osmanlı’nın ilk medresesi Manastır Medresesi (1331) olarak geçen İznik Medresesi fakat ne yazık ki o medrese günümüze ulaşamamış. Zamanında nerede olduğu da tam olarak bilinmiyor. 1332 yılında yapılan medrese Orhan Gazi’nin büyük oğlu, “Rumeli Fatihi” olarak anılan Şehzade Süleyman’ın yaptırdığı bir medrese. Erken dönem Osmanlı mimarisinin özgün karakterini yansıtıyor. Şu an medrese, çini atölyelerinin de bulunduğu bir çarşıya dönüşmüş durumda. Eski dersliklerin kapıları, denilene göre öğrenciler başlarını öne eğerek içeri girsinler diye, hobbit köyündeki gibi ufacık yapılmış. Kesinlikle burada bir çay molasını tavsiyemiz olur. Konum için tıklayın.
 

Hacı Özbek Cami

1333-1334 yılları arasında inşa edilen Hacı Özbek Cami, Osmanlı’nın ilk camisi olarak kabul ediliyor. Çünkü kitabesi yani yazılı olarak yapım tarihi olan camiler içinde en eski olanı Hacı Özbek Cami. Küçük, kare planlı, taş ve tuğla karışık bir mimarisi var. Elbette yapıda birçok kez eklemeler ve düzenlemeler yapılmış. Konum için tıklayın.
 

Dikilitaş

Dikilitaş veya diğer adıyla Beştaş, İznik’te Roma döneminden kalma, MS 1. yy’da C. Cassius Philiscus adına dikilmiş 12 metre yüksekliğinde bir anıt. Bir diğer isminin Beştaş olmasının nedeni üst üste beş taş mermerden yapılmış olması. Üzerinde Yunanca yazıtlar var. En üstündeki 6. taş günümüze ulaşamamış. O 6. taşın zafer tanrıçası veya kartal heykeli gibi özellikli bir figür olduğu düşünülüyor. İznik merkeze 7 kilometre yakınlıktaki Elbeyli Köyü sınırları içindeki zeytin bahçelerinde bulunuyor. Bisikletle kolayca ulaşabileceğiniz bir mesafede. Konum için tıklayın.

 

İznik Gölü Suları Altındaki Bazilika

2014’te İznik Gölü sularının altında keşfedilen bazilika, İznik Gölü’nün altında bir batık şehir olduğu efsanelerine somut bir kanıt oldu. 600 metrekarelik kapalı bir alanı kapsayan bazilikanın, üç nefli ve Roma dönemi özellikleri gösteren Erken Dönem Hristiyanlık kiliseleriden biri olduğu düşünülüyor. Hatta Hristiyan alemindeki tüm mezheplerin kabul ettiği tek kilisenin İznik’te olduğu biliniyor. Suyun altındaki bazilikanın burası olabileceğini düşünenler de varmış. Şu an hala kazı çalışmaları ve araştırmalar sürdüğünden etrafı dubalarla çevrili. 

 

İznik Müzesi

Aslında, 1388 yılında, Sultan 1. Murad’ın annesi Nilüfer Hatun’un adına bir imarethane olarak yapılan Nilüfer Hatun İmareti, 1960’dan beri İznik Müzesi olarak kullanılıyor. Müzede İznik ve çevresindeki arkeolojik kazılardan çıkan buluntular, bahçesinde ise Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait lahitler, kabartmalar, amforalar, mezar taşları sergileniyor. Ne yazık ki 2014’ten beri tadilat nedeniyle kapalı ve ne tadilatın içeriği ne de ne zaman ziyarete açılacağı biliniyor. Umarız müze en kısa zamanda halka açılır. Konum için tıklayın. 

 

Su Kemeri

İznik’in biraz dışındaki Elmalıdağ eteklerindeki mağaradan çıkan doğal kaynak suyu, Roma İmparatoru Hadrianus zamanından beri bir kanal ve o gün bugündür ayakta olan su kemeri aracılığı ile şehre taşınmış. Lefke Kapı’nın güneyindeki çeşmeye kadar ulaşan su, su kemerleri aracılığı ile şehirdeki diğer çeşmelere dağılıyor en sonunda da göle dökülüyormuş. Su kemerleriyle ilgili bir anekdota göre, İznik surlarının fethedilmez olduğunun düşünüldüğü dönemde düşman askerleri bu su kemeri vasıtasıyla şehre sızmayı başarmışlar. 

 

Eşrefzade Cami

Mekkeli olan Eşrefoğlu Abdullah Rûmi, Hacı Bayram Veli’nin dergahına üye iken önce onun öğrencisi sonra damadı olmuş en sonunda da kendi dergahını İznk’te kurmuş bir din adamı. Cami Yunan işgali sırasında yakılıp yıkıldığı için ciddi hasar görmüş. Bu nedenle sadece minaresi ve duvar kalıntıları kalmış. Bu nedenle kitabesi de yıkıntılar arasında kaldığından ne zaman yapıldığı tam bilinmiyor. Yine de 1518 yılında 2. Beyazıt’ın gelini tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. Bugün görülen cami, koruma altına alınan minaresi dışında orijinal cami üzerine 1950’de inşa edilmiş modern versiyonu. Konum için tıklayın.

 

 

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.