Alternatif hayatların mümkün ve çok mutlu olabildiğini daha ufacıkken keşfeden bu şanslı çocuğa içimiz gitti ve doğa ile muhteşem bütünleşmesinden büyük ilham aldık. Sizin de içiniz açılsın diye işte en büyük minik evde yok: Tippi Degre


Tippi için dünyanın en kıskanılası çocukluğunu yaşamış diyebiliriz. Şu dünyada kaç kişinin en yakın arkadaşı beş tonluk bir fil olabilir ki? Öğlen sıcağında bir çita ile şekerleme yapıp, boş zamanlarda bir deve kuşunun sırtında Afrika çayırlarında gezinerek büyümek insanın hayal bile edemeyeceği kadar masalsı ve muhteşem, ve gelin görün ki gerçek!!!

çita-ve-Tippi

Fransız vahşi doğa fotoğrafçısı olan annesi, Sylvie Robert ve babası, Alain Degré’nin fotoğraf ve film çekimi için gittiği Windhoek Namibya’da 4 Haziran 1990 yılında dünyaya gelen Tippi Benjamine Okanti Degré , ismini sıkı bir hayvan hakları savunucusu olan Amerika’lı aktris ve model Tippi Hedren’den alıyormuş. Degré ailesi on yıl boyunca 4×4’leri ve çadırlarıyla Namibya’da gezici bir yaşam sürmüşler.

Tippi-bebeklik

Tippi çocukluğunun ilk on senesini Namibya’nın el değmemiş doğasında geçirmiş.  Fillerle, çitalarla, kaplanlarla arkadaş olmuş, oradaki doğal hayata adeta bir bukalemun gibi uyum sağlamış.

Namibya’da,  Bushmenler ve Himba kabilesi ile iç içe büyüyen Tippi, fotoğraflarda da görüldüğü gibi avcı, toplayıcı ve göçebe olan kabilelerin kültürleri ile de tanışma fırsatı bulmuş. Ailesi işe gittiği zaman gönül rahatlığıyla onu bu ilkel kabilelere bırakıyormuş. Onlarla ava gidiyor, dans ritüellerine katılıyor, hayvan kemiklerinden takı yapıyormuş.

kaplanla-Tippi

Bizim “vahşi” diyeceğimiz aslanından timsahına, zebrasından, devekuşuna, yılanından faresine birçok hayvanla kurduğu büyülü iletişimden olağanüstü anlar, annesi babası tarafından çekilen fotoğraflarda ölümsüzleşmiş. “Bazı hayvanlar Tippi ile o kadar bütünleşmiş görünüyor ki sanki Tippi onlardan biri gibi” demiş annesi.

kertenkele-ve-Tippi

Özellikle fil Abu ile olan dostluğu bir insan ile bir hayvan arasındaki doğal uyumun en güzel örneklerinden. Annesi Sylvie Abu ile tanışmasını şu şekilde anlatıyor: “Hiç korkusu yok, fil Abu ile aynı boyutlara sahip olmadığını fark etmedi bile. Sadece gözlerinin içine baktı ve onunla konuştu. Tanıştıklarında sadece bir buçuk yaşındaydı ve bu özel bir andı. Sadece inanılmaz”.

Küçüklüğünde Afrika’da yaşarken babasının çektiği karelerde,  “Burada arkadaşım yok. Çünkü hiç çocuk görmedim. Bu yüzden hayvanlar benim arkadaşlarım” diye anlatan Tippi, 28 yaşındaki 5 tonluk bir Afrika fili olan Abu’dan “O benim abim” diye bahsediyor.

Enteresan bir şekilde, ailesi batılı yaşam tarzlarına (tabi Afrika savanlıkları el verdiğince) devam ederken,  Tippi özerk bir şekilde kendine Afrika’nın yaban hayatıyla kabilelerinden vahşi hayvanlarına bütünleşmeyi seçiyor. Ailesi her ne kadar Tippi’ye ayak uydurmasa da, onun böyle yaşaması için full destek olmuşlar.

Buşmenlerle-Tippi

kabile-makyajı-Tippi

Her ne kadar Tippi’nin vahşi hayvanlarla sihirli bir iletişimi olsa da,  Sylvie ve Alain tedbiri elden bırakmadıklarını söylüyorlar. Çünkü “vahşi hayvanların korktuklarında, yaralandıklarında veya yavrularını korumak istediklerinde ya kaçacaklar ya da size saldıracaklar” diyor Sylvie Robert.  Tippi bunların farkındaymış  ve bir şekilde hangi durumda nasıl doğru şekilde onlarla iletişim kuracağını içgüdüsel olarak biliyormuş.

Tippi-ve-Zebra

Yine Sylvie’nin söylediğine göre, Tippi ilk defa hayvanlarla yakınlaşmaya, öksüz kalan vahşi hayvanların koruma altına alındığı rehabilitasyon çiftliklerinde başlamış.

Bazı acil müdahale gerektiren anlar da olmamış değil. 😀 Degréler, yavru aslan Mufasa’yı bir sene sonra ziyaret etmek istediklerinde, artık yetişkin bir aslan olan Mufasa, minik Tippi’yiyle oynamaya çalışırken “patisinin ayarı” biraz ağır kaçmış. O anda Sylvie’nin Tippi’yi uzaklaştırması gerekmiş. Bir keresinde de bir mirket burnunu ısırmış. Başka bir sefer de maymun saçını çekmiş. Koskoca 10 yılda olumsuz anılar sadece bunlarla sınırlı!

gelincik-ve-Tippi

Sylvie Robert’a göre, Tippi’yi Afrika’nın vahşi doğasında büyütmek çok yerinde bir kararmış. Bundan da asla pişmanlık duymuyorlarmış. Çünkü Afrika bakir doğasında yaşamanın, bir çocuğa şehir yaşamının verebileceğinden daha çok şeyi olduğunu savunuyorlar.  Sylvie, Afrika’da Tippi ile geçen on sene için şöyle demiş: “Tamamen vahşi doğada geçen, sadece  hayvanların ve üçümüzün olduğu, çok az insanın girdiği 10 sene… Gerçeketen de çok şanslı bir küçük kızdı.”

kurbağa-ve-tippi

Hayranlık veren hikayesi ve bölgedeki hayvanlarla olan olağanüstü fotoğrafları uluslararası basında büyük yankı bulmuş.  7 yaşındaki Tippi’nin ailesi ve hayvan dostlarıyla olan Afrika yaşamı, 1997 yılında  Le Monde Selon Tippi  (Tippi’ye Göre Dünya) adlı belgesele çekilmiş. Film Fransızca ama bu Tippi ve onun büyülü dünyasını anlamanıza engel değil. Aşağıda izleyebilirsiniz:

Fotograflar çok ses getirince, Tippi’nin Afrika’daki yaşamını, hayvanlarla olan sıradışı iletişimini fotoğraflarla anlatan My Book of Afrika (Benim Afrika Kitabım) yayınlıyorlar. Kitap o sene birçok dile çevrilmiş fakat Afrika’da yayınlanması 2005 yılını bulmuş. Kitap, 2001 yılında Almanya’da Der Spiegel Dergisi’nin en çok okunanlar listesindeymiş. Böylece, Tippi dünyada doğa ile uyumlu yaşamanın sembolü haline geliyor. Video:

Güzel günler tükeniyor ve ailesinin Fransa’ya dönme vakti geliyor. 10 yaşına geldiğinde Tippi’nin artık Afrika’daki büyülü günleri sona eriyor ve Paris’e taşınıyorlar. Öyle mükemmel bir çocukluk geçirdikten sonra ailesi onu dört duvar Paris’e döndüğünde adapte olmakta bir hayli zorlanmış tabi. 2 yıl okula uyum sağlamasını beklemişler ancak sonunda evde eğitimine devam etmeye karar vermişler. Liseye kadar eğitimiyle bizzat annesi ilgilenmiş.

Abu-ile-Tippi

Daha 11 yaşındayken, ünlü Fransız yönetmen ve film yapımcısı Jacques Perrin ile (onu The Chorus gibi bir sürü ünlü  filminden aslında tanıyorsunuz)  belgeselciliğe başlamış! Discovery Channel için 6 adet adı  Around the World With Tippi olan  vahşi doğa ve çevreci belgeseller çekmişler. Zamanında “eğitim sistemine uyumsuz” bulunan Tippi, dünyanın en saygın okullarından biri olan Paris, Sorbonne Üniversitesi’ni kazanıyor ve sinema okumaya başlıyor. Doğa ile uyumlu yaşamın dünya çapında sembolü olması ve erken yaşta edindiği büyük filmcilik tecrübeleri sayasinde  daha 23 yaşındayken, 20. senesinde FICMA’nın (Uluslararası Çevre Filmleri Festivali)’nin elçisi oluyor.

Kendini hep Afrika’ya ait hisseden Tippi Degre, Namibya pasaportu almak istiyormuş. Fransa’ya döndükten sonra da sık sık Afrika’ya gidip gelerek Afrika ile hiç bağını koparmamış.

Tippi-büyük-hali

Şu an 25 yaşında olan Tippi, bir yandan üniversite eğitimine devam ediyor, diğer yandan da vahşi yaşamın korunması adına aktif bir rol üstleniyor. Kendisi bir WWF sözcüsü ve doğa aktivisti..

Fotoğraf Kaynağı: Sylvie Robert / Barcroft Media

 

2 Yorum

  1. filiz temiz gecikmiş

    hiç bu kadar birinin yerinde olmak istememiştim…muhteşem!

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.