Flickr / Jorge Láscar

AYASOFYA – SIRLARI VE GİTMEDEN ÖNCE BİLMENİZ GEREKENLER

Bazıları Ayasofya için “dünyanın 8. harikası” diyor. Ayasofya’nın uluslararası önemini ve döneminin ne kadar ötesinde bir yapı olduğunu düşünürsek bu hiç de abartılı bir söylem değil. Gerçekten Ayasofya, sanatsal ve mimari anlamında dünyanın en değerli eserlerinden biri. Buna bir de dini önemi eklenince ortaya dünyanın en değerli kültürel varlıklarından biri çıkıyor. Haliyle tüm dünyada en çok ziyaret edilen turistik yerler arasında.

Buna karşılık, müthiş detaylar ve gizemler barındıranan Ayasofya’yı çoğumuz çok yüzeysel tanıyoruz. Ortalama bir insanın konu hakkında bilgisi Bizans’tan kalan bu eserin, döneminde dünyanın en büyük yapısı olduğu, İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürüldüğü, sonra bir müze olarak hizmet ettiği şimdi ise yeniden cami olduğu ile sınırlı.


Biz de aslında ne kadar az bildiğimizi Türkiye’nin en iyi ve en donanımlı rehberlerinden biri olan sevgili Ali Canip Olgunlu ile Ayasofya’da harika bir gece turu yapınca anladık. Artık Ayasofya’yı daha başka takdir ediyoruz. Bu yazımızda, Ali Canip Bey ile gezme şansı olmayan, tüm tarih meraklıları için. Tur boyunca öğrendiğimiz kıymetli bilgileri sizlerle paylaşıyoruz ki siz de kendi kendinize bir Ayasofya turu yapabilin.

Ayasofya’yı Ziyaret İçin Bilgiler

Fotoğraf Kaynak: Musa Ortaç / Pexels

Ayasofya’yı Gezmeye Ne Kadar Vakit Ayırmalı?

Bu sizin ne kadar detaylı gezmek istediğinize bakar. Minimum yarım saat, ama hakkıyla gezmek isterseniz 2+ saatinizi ayırmayı düşünün. Ayrıca bazı dönemlerde kapıda 1 saate varan uzun bilet kuyrukları olduğunu da söyleyelim. Müzekartınız varsa gişeye girmeden direkt turnikeye ilerleyebilirsiniz.

“Alt tarafı tarihi bir kilise nasıl o kadar sürebilir?” derseniz, gerçekten anlamak için karşınıza çıkacak mozaik ve çinileri incelemek ve yapılış hikayelerini öğrenmek, yapının yapıldığı dönemin mimari özelliklerini anlayarak detay detay gezmeniz gerekiyor.

Önemli: Müzekart’ınız varsa ayrı bir girişten geçiyorsunuz. Böylece turistik uzun kuyrukları pas geçmiş oluyor ve ücret ödemiyorsunuz. .

Müzekart Geçiyor Mu?

-Evet, Müzekart geçiyor.

-Eğer hala Müzekart’ınız henüz yoksa gişeden bilet yerine 60 TL karşılığında Müzekart alabilirsiniz.

Önemli: Eğer gişede kuyruk varsa Müzekart çıkarmak için biraz ilerideki İbrahim Paşa Sarayı yani İslam Eserleri Müzesi’nin gişesini deneyebilirsiniz. Orası her zaman Ayasofya’nın gişesine oranla daha az kalabalık oluyor.

Ayasofya Giriş Ücreti Ne Kadar?

Ayasofya’nın 2021 yılı için belirlenmiş giriş ücreti 100 TL.

Önemli: Biletinizi internet üzerinden alarak kapıda oluşan sıraları pas geçebilirsiniz.

Ayasofya’ya İndirimli / Ücretsiz Giriş

Ücretsiz Giriş

18 yaşın altındaki TC vatandaşları ve 12 yaşın altındaki yabancı turistlerden ücret alınmıyor. 18 yaş üstü öğrenciler ise 30 TL’ye indirimli müzekart çıkarabiliyorlar. Onun dışında herhangi bir öğrenci indirimi bulunmuyor. Müzekart sahibiyseniz hiçbir ücret ödemeden yapıyı gezebiliyorsunuz.

Öğretmenler

Sadece 18 yaş altı öğrenci gruplarının başında gelen refakatçi öğretmenlerden ücret alınmıyor. Onun dışında öğretmenler de 30 TL’ye indirimli müzekart alabiliyor.

65 Yaş Üzeri

65 yaş ve üstü TC vatandaşları ücretsiz olarak gezebiliyor.

Ayasofya Ziyaret Saatleri

1 Kasım- 15 Nisan: 09.00-17.00
15 Nisan- 31 Ekim: 09.00- 19.00

Ayasofya’nın Kapalı Olduğu Günler

Ayasofya pazartesi günleri hizmet vermiyor.
Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günleri yarım gün ziyarete kapanıyor.

Ayasofya Ne Demek

Ayasofya yani Hagia Sophia kelime anlamı olarak kutsal bilgelik, ilahi bilgelik demek.

“Hagia” yani “Aya” sözcüğü kutsal, “Sophia” yani “Sofya” sözcüğü de Eski Yunancada bilgelik anlamına gelen “sophos” sözcüğünden geliyor. Kutsal bilgelik de Ortodoksluk’ta, Tanrı’nın üç niteliğinden biri sayılıyor. 

Ayasofya’nın Tarihi

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

Ayasofya, günümüzdeki son halini alana kadar aynı yerde bir değil, tam 3 kez inşa edilmiş. Son kez inşa edilmesinin ardından, 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali olma özelliğini kimselere bırakmamış. Hem Roma, hem de Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan İstanbul’da dini hayatın merkezi olmuş.

Son Ayasofya’dan önceki iki Ayasofya, halkın çıkardığı isyanlardaki yangınlarla yerle bir olurken, günümüzdeki Ayasofya’nın da kubbesi depremle yıkılmış ve baştan yapılmış. Şimdi 3 Ayasofya’nın tarihinden de kısaca bahsedeceğiz:

Birinci Ayasofya

Birinci kilisenin inşaatı, İstanbul’u Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapan, Hristiyanlığı Milano Fermanı ile serbest bırakan ve Hristiyanlığın bağlayıcı kurallarının konulduğu İznik Konseyi’nin gerçekleşmesine ön ayak olan Büyük Konstantin (I. Constantinus M.S 272 M.S 337) tarafından başlatılıyor. Tamamlanıp ibadete açılması ise M.S 360’da, oğlu Konstantios tarafından gerçekleşiyor. İlk kilise, Yunanca Büyük Kilise anlamına gelen Megalo Eklesia olarak adlandırılıyor fakat M.S. 404 yılında çıkan halk ayaklanmasında yakılıp yıkılıyor ve geriye pek bir şey kalmıyor.

İkinci Ayasofya

İmparator II. Theodosyus (M.S. 408-450) tarafından 415 yılında inşa ettirilmiş olan 2. kilise, İmparator Justinianos (M.S. 527-565) zamanında M.S 532’de çıkan ve tarihe Nika İsyanı olarak geçen büyük halk ayaklanması sırasında yıkılıyor.

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

2. kiliseden geriye, avludaki ve bahçedeki sütunlar kalmış. Ayrıca 1935 yılında yapılan kazılarla, bugünkü kilisenin zemininin yaklaşık iki metre altında, ikinci kilisenin anıtsal girişinin merdivenleri, ve 12 havariyi simgeleyen koyun kabartmaları ile süslü friz parçaları ortaya çıkarılmış. Bunların hepsini, yapıya girmeden önce, Ayasofya’nın bahçesinde biraz vakit geçirerek inceleyebilirsiniz.

Günümüz Ayasofyası: Üçüncü Ayasofya

Dünyanın en eski ve hızlı inşa edilen katedrali oluyor
Bugün günümüze kadar gelen üçüncü Ayasofya, İmparator Justinianos (M.S. 527-565) tarafından, Miletli fizikçi İsidoros, şimdiki Aydın olan Tralesli matematikçi Antemios’a yaptırılıyor. İnşaat, 23 Şubat 532’de başlayıp 5 yılda tamamlanıp 26 Aralık 537’de ibadete açılıyor. Antemios, inşatın ikinci yılında vefat ediyor ama yapıyı İsidoros tamamlıyor. Yapımında 1000 kalfa ve usta ile 10.000 işçi çalışıyor. Dünyanın en eski katedrali olma özelliğine sahip olan Ayasofya aynı zamanda dünyanın en hızlı inşa edilen katedrali ünvanına da sahip oluyor.

Bir haçlı seferinde yağmalanıyor
Dördüncü Haçlı Seferi sırasında, Venedik Cumhuriyeti’nin 41. Doçesi Enrico Dandolo komutasındaki Haçlılar, İstanbul’u ele geçirip Ayasofya’yı yağmalıyor. Bu dönemde Ayasofya büyük bir tahribat geçiriyor.

İstanbul’un fethinin ardından Ayasofya
1453 yılında İstanbul’un fethi ile Ayasofya camiye çevriliyor ve İslami unsurlar yapıya ekleniyor. Ayasofya’ya ilk minare, Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa ediliyor. Ahşap olan bu minare günümüze kalmıyor. Daha sonra Sultan II. Bayezid döneminde yapıya bir minare daha ekleniyor.

Ayasofya ve kubbesi II. Selim döneminde (1566–1574) Mimar Sinan tarafından payandalarla ve kemerlerle sağlamlaştırılıyor ve yapıya bir minare, hünkar mahfili ve II. Selim’in türbesini ekliyor. 1600’lere gelindiğinde ise II. Murat’ın ve III. Mehmed’in türbeleri de yapıya ekleniyor.

Osmanlı döneminde yapıya, mermer minber, hünkar mahfiline çıkan galeri, müezzin mahfili, vaaz kürsüsü gibi daha birçok ekleme daha yapılıyor. III. Murad Bergama Antik Kenti’nden çıkarılmış, Helenistik dönemden kalma, “bektaşi taşı”ndan yapılma iki küpü Ayasofya’nın ana salonuna yerleştiriyor. I. Mahmud ise yapıya bir kütüphane, bahçesine bir medrese, bir imarethane ve bir şadırvan ekletiyor. Böylece Ayasofya, adeta bir külliyeye dönüşüyor.

Abdülmecit döneminde Ayasofya, Osmanlı dönemindeki en ünlü restorasyonlarından birini geçiriyor. 1847 ile 1849 yılları arasında, İtalyanı asıllı Fossati kardeşler, yapının kubbe, tonoz ve sütunlarını sağlamlaştırıyor ve yapının iç ve dış dekorasyonunu yeniden elden geçiriyor. Üst kattaki mozaikleri temizleyip çok tahrip olanları sıvayla kaplıyorlar. Altta kalan mozaik motiflerini de bu sıva üzerine resmediyorlar. Kazasker Mustafa İzzed Efendi’nin (1801–1877) eseri olan, önemli isimlerin hat sanatıyla yazılı olduğu yuvarlak dev tablolar yenilenip sütunlara asılıyor.

Ayasofya’nın müze ve sonrasında yeniden cami oluşu
Ayasofya, 1 Şubat 1935’te müze oluyor ve 1985’de Ayasofya, Hipodrom, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan “Arkeolojik Park” çerçevesinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giriyor. Son olarak 24 Temmuz 2020’de yeniden “Cami” statüsüne geri çevrildi. Zemini halıyla kaplandı ve namaz kılınan yerdeki mozaiklerin üzeri 1 dakikada açılıp kapanan, elektronik raylı sistem perde ile kapatıldı. Bu perdeler namaz vakitleri devreye giriyor namaz bitince de mozaiklerin üzeri yeniden açılıyor. Namaz sırasında üzeri kapanan mozaik ve freskler arasında Absis Mozaiği (Theotokos Mozaiği) hemen onun yanındaki Cebrail mozaiği ile pandantiflerdeki Serafim Melekleri freskleri bulunuyor.

Döneminin En Büyük Yapısı

Fotoğraf Kaynak: Berk Özdemir / Pexels

Dediğimiz gibi, Ayasofya hem dünyanın en eski katedrali hem de dünyanın en hızlı inşa edilen katedrali. Ayrıca yapıldığı dönemden itibaren 1000 yıl boyunca, İspanya’daki Sevilla Katedrali (1520) tamamlanana kadar da dünyanın en büyük katedrali olma ünvanını korumuş bir mega yapı. Aradan geçen onca zamana rağmen, halen daha yüzölçümü bakımından, Vatikan’daki St. Petro (1506-1626), Londra’daki St. Paul (1675-1711) ve Sevilla Katedrali’nden sonra bugün hala dünyanın en büyük 4. katedrali olmaya devam ediyor.

Ayasofya’nın Mimari Özellikleri

 

Yukarıdaki videoda, yapının mimarisi tüm detayları ile gayet açık bir şekilde anlatılıyor. İzlemeden önce bazı mimari terimleri gözden geçirmek isteyebilirsiniz:

Narteks: Narteks, erken Hristiyan ve Bizans bazilika ve kiliselerinde yaygın olarak görülen, genellikle yapının batı yönünde bulunan giriş bölümü.
Apsis: Kiliselerin sunak odasını kapsayan, çoğunlukla yarım daire ya da çokgen, çok nadir durumlarda dikdörtgen planlı yapı. İsa’nın doğduğu mağarayı temsil ediyor.
Nef: Kilise ve bazilikalarda, birbirinden sütun veya ayaklar ile ayrılan, uzunlamasına alanların her biri. Kilisenin ana gövdesi.
Pandantif: Kare veya dikdörtgen şekilli bir alan üzerine bir kubbe inşa etmek için dört köşeye oturtulan ters üçgen veya portakal dilimi biçimindeki yapı şekli.
Payanda: Yapıyı gerek dengede tutabilmek gerekse çökmesini ya da kaymasını engellemek amacıyla kullanılan göğüsleyici dayanak.
Fresk (Fresko): Sıva tabakası ıslakken üzerine bitki kökleri ezilerek elde edilen kök boya ile yapılan duvar resmi. Boyalar sıva yaşken sürülüyor. Sıva ve boya beraber kuruyor.
Mozaik: Bir yüzeyin, taş, cam, tuğla, metal veya deniz kabuğu gibi çok çeşitli malzemelerin farklı renklerdeki küçük parçacıklarının yan yana getirilmesi yöntemiyle süslenmesi ile üretilmiş eser.

Mimarlık Tarihinde İlk Kez: Bazilikal Plan ve Merkezi Kubbe Bir Arada

Fotoğraf Kaynak: Unsplash

Mimar Sinan’a ilham veren tasarımı
Ayasofya ile birlikte, dünya mimarlık tarihinde ilk kez bir dikdörtgen planın ortasında oluşturulan kare üzerine, merkezi bir kubbe, onun etrafında da ana kubbeyi destekleyecek yarım kubbeler inşa ediliyor. Sonradan, Osmanlı döneminde Mimar Sinan’ın yapmış olduğu camilerde de bu plan kullanılmaya devam ediliyor. Yani Ayasofya mimarisindeki en önemli özellik, apsisli, narteksli ve nefli geleneksel bazilikal zemin planı ile pandantifli merkezi kubbe planının bir arada kullanılması.

Fakat ana kubbe, yapımından 20 yıl sonra yıkılıyor. Yapının ilk mimari olan fizikçi İsidoros aradan geçen zarfında vefat ettiğinden, İmparator Justinianus, İsidoros’un yeğeni genç İsidoros’u kubbenin yeniden inşa edilmesi için görevlendiriyor. Yeğen İsidoros, eski kubbenin kiremitlerinden daha hafif kiremitler kullanıp, kubbeyi yükselterek ve çökmeye neden olan ek silindirik yapıyı iptal ederek onarımı gerçekleştiriyor.

Ayasofya’nın bir apsisi, 3 nefi, iç ve dış olmak üzere 2 narteksi bulunuyor. Yapının kubbe yüksekliği ise 55.6 metre. Kubbe tam bir daire şeklinde olmayıp eliptik bir forma sahip.

Mimari Tarihinde İlk Kez: Pandantiflerin Kullanılması

Tarihte pandantiflerin uygulandığı ilk yapı da Ayasofya. Kubbe her bir kemerin en üst noktasına oturursa ve fazladan bir destek olmazsa çatlayıp çökebilir. İşte pandantif denilen bu ters portakal dilimi gibi kavisli köşelikler dörtgen zemin üzerinde kubbe için dairesel zemin oluşturuyor. Bu pandantifler, kubbenin ağırlığını ana taşıyıcı payelere verip zemine yönlendiriyor.

Yüzyıllar Sonra Eklenen Payandalar

Ayasofya inşaatı bittikten sonra yüzyıllar sonra dışarı doğru büküldüğü görülünce ana destek payelerine dışarı doğru uzanan çıkıntılar ekleniyor. Bu çıkıntılar, tıpkı Gotik mimarideki destek payandaları gibi payelerin itişini yere doğru çevirmek için tasarlanmış.

Ayasofya’nın 7 tanesi doğuda, 5 tanesi batıda, 4 tanesi kuzeyde, 4 tanesi güneyde ve 4 tanesi de ağırlık kulesinde olmak üzere toplam 24 adet destek payandası var. Payandaların bir kısmı Doğu Roma döneminde, bir kısmı ise Osmanlı döneminde yapılmış.

İslamiyet İle Eklenen Minareler

Ayasofya’ya minare eklenmesi, İstanbul’un 1453’teki fethinden sonra camiye çevrilmesi ile oluyor. Aslında camiye çevrildikten sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından yarım kubbelerden birinin üzerine ahşap bir minare daha yapılmış. Fakat bu minare günümüze kalmamış. Şu an Ayasofya’nın 60 metrelik toplam 4 minaresi var. Güney doğuda bulunan tuğla minare, üslup bakımından Fatih Sultan Mehmet veya 2. Beyazıt dönemine tarihlendiriliyor. Topkapı Sarayı’nın giriş kapısına bakan cephedeki minarenin ise Edirne’deki Selimiye Cami’nin minaresine benzerliğinden dolayı 2. Selim döneminde Mimar Sinan tarafından yapılmış olabileceği düşünülüyor. Güney batı ve kuzey batı yönündeki ikiz minarelerin ise Sultan 3. Murat döneminde Mimar Sinan tarafından yapıldığı biliniyor.

Dış Narteks

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

Narteks, erken dönem Hristiyan ve Doğu Roma bazilika ve kiliselerinde görülen tipik giriş koridorları. Ayasofya’nın da bir iç bir dış olmak üzere iki narteksi bulunuyor. Dış narteksine girdiğinizde, karşınıza Sultan Abdülmecid’in mozaik tuğrası çıkıyor. Burada mutlaka görmelisiniz diyeceğimiz bölüm burası. Çünkü bu tuğra, 1847-1849 yıllarında Fossati kardeşlerin Ayasofya’da yaptığı onarımlar sırasında Ayasofya’nın duvarlarından dökülen orijinal mozaik tanelerinden İtalyan usta Lanzoni’ye yaptırılıyor.

Burada dikkat edebileceğiniz bir diğer öğe de yılanlı kase. İçinde iki yılan motifi olan bu büyük mermer çanak, Bergama Antik Kenti’ndeki meşhur hastane kompleksi Asklepion’un kaplıcasından buraya getirilmiş. Bildiğiniz üzere yılan tıbbın simgesi. Bu simgenin hikayesi de yine Bergama Antik Kenti’ndeki Asklepion’a uzanıyor. Zamanında Asklepion’a ölecek gibi olan hastalar kabul edilmezmiş. Günlerden bir gün hastaneye yine böyle ümitsiz bir vaka gelmiş ve kapıdan çevrilmiş. Hasta üzgün bir şekilde ayrılırken, bir tastan süt içen iki yılan görmüş. Bari öleceksem hemen öleyim diyerek zehirli olduğunu düşündüğü sütü içmiş ve iyileşmiş. Bundan sonra da bu iki yılan tıbbın ve ezcacılığın simgesi olmuş.

Ayrıca dış nartekste, İmparatoriçe İren’in, Zeyrek’teki Pantakrator Kilisesi’nden çıkarılmış olan lahti ve 1166’da Ayasofya’da toplanan ruhani meclisin aldığı dini kararları içeren, asılları 1567’de Sultan II. Selim tarafından kaldırılmış olan Sinod Kararları’nın alçı kopyası da bulunuyor.

Ayasofya’nın Kapıları

Fotoğraf Kaynak: Selim Çetin / Pexels

Dış Narteksten İç Nartekse Geçiş Kapıları

Ayasofya’nın batı cephesindeki dış narteksten iç nartekse geçişte sizi 5 kapı karşılıyor. En ortadaki, ve onun sağındaki ve solundaki bronzla kaplı üç büyük meşe kapı 1500 yıllık. Diğer iki kapı ise orijinalliklerini ilk üçüne oranla koruyamamış. Aslında Ayasofya ilk inşa edildiğinde kapı sayısı 7 imiş. Çünkü 7 rakamı, Roma’da uğurlu rakammış. Fakat daha sonra yapılan onarımlarda 4 kapı iptal edilmiş.

Kaynak: Mohamed Khair/ Pexels

İç Nartekseten Ana Mekana Geçiş Kapıları

İç nartekse ana mekana girişte ise sizi dokuz kapı karşılıyor. Aslında 4. Haçlı Seferi (1204-1261) sırasında yaşanan yağmalama öncesinde, bu kapılar altın ve gümüş süslemeler ile süslüymüş ve çok ihtişamlılarmış. Dokuz kapından en ortadaki kapı İmparator kapısı olarak biliniyor. İmparatorlar Ayasofya’ya oradan giriş yapıyormuş.

İmparator Kapısı (Emperial Kapı)

Ayasofya’daki en büyük kapı İmparator Kapısı. İmparatorlar ana mekana bu kapıdan giriyorlarmış. Kapının sağ ve sol yanındaki mermerlerde çöküntüler var. Bunlar, kapıda sağlı sollu hazır bekleyen muhafızların burada dikilmeleriyle oluşmuş. Kapının üstünde ise 9. yüzyıldan kalma İmparator Kapısı Mozaiği bulunuyor. Aşağıda daha detaylıca bahsettik.

Roma ve Osmanlı kaynaklarında, bu kapının, Hz. Nuh’un gemisinin tahtalarından yapıldığı söyleniyor. Hatta Roma ve Osmanlı dönemlerinde, denizciler İstanbul’dan ayrılmadan önce bu kapıyı ziyaret edermiş.

Orea Porta (Vestibül Kapı) ve Savaşçılar Geçiti

Fotoğraf Kaynak: Musa Ortaç / Pexels

Güzel Kapı anlamına gelen Orea Porta yani Vestibül Kapı, yapıya yandan giriş sağlayan kapı. M.Ö 2. Yüzyıla ait olduğu için Ayasofya’da bulunan en eski mimari parça. Bronz kapı, M.S 838’de, İmparator Teofilus zamanında (M.S. 829-842) Tarsus’daki antik döneme ait bir pagan tapınağından sökülüp buraya takılıyor. Kapı Ayasofya’ya sığmayınca, zemin kazdırılıyor ve kapı o şekilde takılıyor

Doğu Roma döneminde, imparatorlar ve imparatoriçeler Orea Porta’dan iç nartekse giriş yapıp imparator kapısından ana mekana geçermiş. İç nartekse geçmeden önce, imparator kılıcını ve tacını kapının önündeki Savaşçılar Geçiti denilen koridorda bırakırmış. Muhafızları da onu bu koridorda beklermiş. Güzel Kapı’dan girdiğinizde ise koridorun sonunda karşınıza 8. yüzyıldan kalma Sunu Mozaiği çıkıyor. Aşağıda detaylıca bahsettik.

Ayasofya’nın Sütunları, Sütun Başlıkları ve Mermerleri

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

Ayasofya’da, ana mekanda 40, diğer bölümlerde 67 olmak üzere toplam 107 sütun bulunuyor. Ana bölümdeki 16 sütun Efes Antik Kenti’ndeki Artemis Tapınağı’ndan, dört köşede yer alan 8 adet kırmızı renkteki sütunlar ise Mısır’daki Heliopolis’ten diğer sütunlar ise Lübnan’daki Baalbek Tapınağı’ndan ve imparatorluğun diğer bölgelerinden getirilmiş.

Ayasofya’nın dantel dantel işlenmiş, impost-kapital stilinde olan ve sadece Ayasofya’ya özgü olan sütun başlıklarının bazılarında ise İmparator Justinyen ve İmparatoriçe Theodora’nın monogramları bulunuyor. Sütunların temelinde ve tavanla birleştiği yerde kurşun kullanılmış. Çünkü kurşun, sütunun belli bir dereceye kadar esnemesine izin veren bir malzeme.

Ayasofya’nın iç kısmında duvarlar ve zemin tamamen mermerlerle kaplı. Ayasofya’daki mermerlerin en önemli özelliği, hepsinin büyük mermer blokların ikiye kesilmesi ile oluşturulmuş olması ve simetrik olarak döşenmiş olmaları. Duvarlara dikkatli bakarsanız, mermerin dokusunun bir yanındaki mermer ile eş olduğunu fark edebilirsiniz. Tıpkı Rorschach Testi gibi.

Suriye’den sarı, Marmara Adası’ndan beyaz, Yunanistan’dan yeşil mermerler getiriliyor. Zemin ise tamamen Marmara Adası’ndan getirilen mermerlerden döşeniyor.

Ayasofya’nın Mozaikleri

Ayasofya’da göreceğiniz en önemli şeylerden biri şüphesiz ki mozaikler. Kilisenin çok farklı yerlerinde karşınıza çıkacak olan bu mozaikleri mutlaka detaylıca inceleyebilirsiniz. Genel bir bilgi olarak, ikona ve fresklerde, Hz. İsa başında bir hale ve haç, Hz. Meryem ise başında bir hale ile tasvir ediliyor.

Sunu Mozaiği

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

Güzel Kapı’dan girdiğinizde koridorun sonunda karşınıza çıkan mozaik, 8. yüzyıldan kalma, Ayasofya’nın sembol mozaiği olan Sunu Mozaiği. Bu mozaik, Fossati tarafından 1849’da yapılan onarımlarda ortaya çıkarılıyor. Mozaiklerde, ortada Hz. Meryem, kucağında çocuk İsa, solunda elinde İstanbul’un bir maketini tutan şehrin kurucusu I. Konstantin, sağında ise elinde Hz. Meryem ve Hz. İsa’ya takdim edilmek üzere Ayasofya’nın maketini tutan İmparator Jüstinyen bulunuyor.

Not: Güzel Kapı’nın üstünde, ziyaretçiler Ayasofya’dan çıkarken Sunu Mozaiği’ni atlamasınlar diye konulmuş büyük bir ayna var.

Absis Mozaiği (Theotokos Mozaiği)

Fotoğraf Kaynak: pixabay.com

5 metrelik absis mozaiği, absisin yarım kubbesinde yer alıyor. Mozaikte Hz. Meryem, üzeri değerli taşlarla süslü minderli bir taht üzerinde oturuyor. Kucağında da çocuk İsa var. M.S. 867 yılında yapılan bu mozaik, İkonaklazma (M.S. 726-847) döneminden sonra Ayasofya’ya yapılan ilk figüratif tasvir olma özelliğine sahip. Bu mozaik ve hemen onun yakınlarındaki Cebrail mozaiği namaz esnasında elektronik perde ile kapatılıyor.

Deisis Mozaiği

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

1262 tarihli “Deisis” yani “Yakarış” mozaiğinde sağda Vaftizci Yahya, solda Hz. Meryem, ortada ise Hz. İsa bulunuyor. Deisis mozaiğinde, Meryem Ana ve Vaftizci Yahya, insanlığın affedilmesi için Hz. İsa’ya yakarıyor. Bu mozaiğin en çarpıcı yanı, Hz. İsa’nın yüzünün sağ ve sol yarılarındaki yüz ifadesi farklı olması. Fakat bu farklılık, herhangi bir hatadan kaynaklanmıyor. Mozaiğe biraz ileriden baktığınızda, İsa’nın gözlerinin size bakar hale geldiğini fark ediyorsunuz.

Kommenoslar Mozaiği

Fotoğraf Kaynak: www.needpix.com

12. yüzyıla tarihlenen mozaik panoda, İmparator II. Ionnes Kommenos ile eşi Macar asıllı İren ve oğulları II.Aleksios yer alıyor. Kompezisyonun ortasında kucağında çocuk İsa ile Hz. Meryem tasvir edilmiş. İren, Macar asıllı olduğundan, örgülü, kızıl saçlı, renkli gözlü, beyaz tenli ve pembe yanakları ile Orta Avrupalılara özgü bir tipte gösterilmiş. Panonun yanında yer alan payenin üzerinde ise genç yaşta hastalıktan ölen Prens II.Aleksios yer alıyor. Prens, hastalıktan öldüğü için oldukça solgun benizli betimlenmiş. Ayasofya’ya maddi bağışta bulunan aile adına bu mozaik yaptırılıyor.

Zoi Mozaiği

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

11. yüzyıla tarihlenen bu mozaik panoda ise İmparator IX. Konstantinos (1042-1055) ve İmparatoriçe Zoi (Zoe) betimlemesi yer alıyor. İmparator ve imparatoriçenin ortasında da Hz. İsa bulunuyor. Hz. İsa’nın başının iki yanında, JESUS KHRISTOS harflerini içeren IC ve XC monogramları var. Bu mozaik pano, imparator ailesinin Ayasofya’ya yaptığı bağışı sembolize ediyor.

Tahta kalabilmek için toplam 3 kez evlenen İmparatoriçe Zoi, her defasında mozaikte eşinin yüzünü yeniletmiş. Güzellik ve gençlik takıntısı olan Zoi, kendi mozaiğini de 3 defa yeniletmiş ve ustalardan portresini daha genç göstermelerini istemiş.

İmparator Kapısı Mozaiği

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

9. yüzyıldan kalma bu mozaik, İmparator Kapı’nın üst duvarında bulunuyor ve İmparator Kapısı Mozaiği olarak adlandırılıyor. Mozaikte, ortada Hz. İsa, sağ madalyonda Cebrail, sol madalyonda Meryem görülüyor. Sol alt kısımda görülen sakallı kişi ise Bizans imparatorlarından VI. Leon. Ortodoksluk mezhebinde, en fazla üç kez evlenilmesine izin veriliyor fakat İmparator VI. Leon, erkek çocuğunun olabilmesi için dört kez evleniyor ve dinden afaroz ediliyor. Bu yüzden de mozaikte Hz. İsa’dan özür dileyip secde eder şekilde tasvir edilmiş.

Tympanondaki Patrik Mozaikleri

Yapının kuzey yönündeki yarım kemerli nişler içerisinde, 9.-10. yüzyıla tarihlenen patrik mozaikleri bulunuyor. Günümüze sadece 3 tane patrik mozaiği iyi durumda gelebilmiş. Bunlar, birinci nişteki İstanbul patriği Ignatus, dördüncü nişte İstanbul patriği Aziz Yuannes Krizostomos, altıncı nişte ise Antakya patriği Aziz Ignatus Theoforos.

İmparator Aleksandros Mozaiği

İmparator Aleksandros’un (M.S. 912-913) 10. yüzyıla tarihlenen mozaiği, göz önünde olmayan kuytu bir köşede kalıyor. Roma tarihinde silik bir kişiliğe sahip olduğu bilinen Aleksandros, Abisi VI. Leon tarafından saltanata ortak edilmiş.

Ana Mekanda Görülecekler

Pandantiflerdeki Melekler

Fotoğraf Kaynak: www.needpix.com

Pandantiflerin üzerine de 4 melek tasviri işlenmiş. Bu melekler, cennette tanrının tahtını koruduğuna inanılan, bir baş ve altı kanattan oluşan Serafim Melekleri. Doğuda yer alan melekler mozaikten yapılmış, batıdaki iki melek ise Doğu Roma döneminde bozulmuş ve fresk olarak yenilenmiş. Bu meleklerin yüzleri, Osmanlı Dönemi’nde madeni bir kapak ile kapatılmış. 2009’da kubbede yapılan mozaik onarımları sırasında kuzey doğudaki meleğin yüzünü örten kapak kaldırılmış. Bu melek tasvirleri de namaz sırasında kapatılan freskler arasında.

Ayasofya’nın Küpleri

Ayasofya’nın yan neflerinde 2 adet küp göreceksiniz. Bunlar III. Murad döneminde Ayasofya’ya getirilen, Bergama Antik Kenti’nde bulunan Helenistik döneme tarihlenen küpler. Bektaşi taşı denilen monoblok mermerden yapılmış olan küpler, ortalama 1250 litre sıvı alabilen devasa küpler. Bu küplerden, kandillerde ve bayram namazlarında halka şerbet dağıtılıyormuş. Diğer zamanlarda da içinde su olan bir sebil gibi kullanılıyorlarmış.

Aslında bu küpler II.Mahmud’a kadar üç taneymiş ve üçüncüsü ve aralarından en süslüsü, Bergama’daki Küplü Hamam’da bulunuyormuş. II. Mahmud, Fransa Kralı’nın ricası üzerine Küplü Hamam’daki küpü ona hediye ediyor. Şu an üçüncü ve en süslü olan küp Paris’teki Louvre Müzesi’nde görülebiliyor.

Ompalyon

Fotoğraf Kaynak: fusions of horizon – Flickr

Ompalyon, “dünyanın merkezi, göbeği” anlamına geliyor. Bu nokta, Doğu Roma döneminde, imparatorların törenle taç giydikleri yer. Ortadaki büyük daire Hz. İsa’yı, etrafındaki 12 daire ise 12 havariyi temsil ediyor. Taç giyme töreninde imparator ortada duruyor, etrafındaki dairelere de din adamları diziliyor.

Hızır Makamı

İstanbul’da dara ve sıkıntıya düşenlerin Hızır ile buluşabileceklerine inanılan bazı makamlar bulunuyor. Bunlar Ayasofya, Çemberlitaş’taki Atik Ali Paşa Cami, Üsküdar’daki Atik Valide Cami. Bu noktalarda 40 kez sabah namazı kılınırsa, Hızır’ın görüneceği inancı var. Ayasofya’daki Hızır makamı ise Ayasofya’nın tam orta yeri diye geçen, kubbenin tam altındaki mermer üzerine kazınmış olan X noktası.

Dilek Sütunu (Ağlayan Sütun)

Fotoğraf Kaynak: Flickr – Brian Jeffrey Beggerly

Dilek sütunu iç mekanda kuzeybatı yönünde ilerlediğinizde karşınıza çıkacak. Adından da anlaşılacağı üzere günümüzde ziyaretçilerin dilek tutmak için uğradığı bir sütun bu. Efsaneye göre ise sütunun hastalıkları iyileştiren kutsal bir özelliği var. Sütunun ortasındaki oyuğun içi hafif ıslak, parmağınızı oyuktan içeri sokup çıkarınca ağrıyan yere sürüyorsunuz ve ağrı geçiyor, o ıslaklık da Meryem’in gözyaşları. Denemesi bedava!

Vaftiz Teknesi

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

Ayasofya’dan avluya çıkarken, sol tarafınızda kalan oda vaftizhane. Ayasofya camiye çevrilince, bu oda kandil yağlarının depolandığı bir yağhane olarak kullanılıyor. 1639’da Sultan 1. Mustafa’nın vefatından sonra da türbeye çevrilen vaftizhanenin vaftiz teknesi, 1943’de Ayasofya’nın bahçesindeki bir kazıda ortaya çıkıyor ve asıl yerine geri konuyor.

Üst Galerilerde Görülecekler

Ana mekandan yukarı kata bir rampa yolla çıkılıyor. Sağ Galeri’de imparatoriçe locası, Deisis Mozaiği, mermer kapı, Viking yazısı, Henricus Dandolo’nun yerdeki mezar taşı, eğik sütunlar, Zoi Mozaiği ve Kommenoslar Mozaiği yer alıyor. Sol Galeri’de ise İmparator Aleksandros Mozaiği ve iniş rampası bulunuyor.

İmparatoriçe Locası

İmparatoriçeler, üst katın üst katın güney nefindeki imparatoriçe locasından taç giyme törenlerini izliyormuş. İmparatoriçe locasından günümüze, mermer başlı iki küçük sütun ve imparatoriçenin tahtının konacağı yeri gösteren dairesel yeşil porfir taşı kalmış.

Mermer Kapı

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

Üst katta bulunan mermer kapıdan halkın geçmesine izin yokmuş. Patrikhane görevililerinin toplantılarını yaptıkları bölüme bu kapıdan geçilirmiş. Kapının bir tarafının cenneti diğer tarafının da cehennemi temsil ettiği söyleniyor.

Viking Yazısı

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

Bizans döneminde, Vikingler nehirleri kullanarak Karadeniz’e, oradan da İstanbul’a gelmişler. İmparatorlara paralı askerlik yapmışlar. Üst kattaki güney galeride, mermer küpeşte üzerinde, “Halvdan” isimli bir askerin Runi alfabesi ile kazınmış ismi var. Gittiğinizde bu detayı da atlamayın. Zaten özellikle cam bir plaka ile kaplanmış. Kolaylıkla yerini bulabilirsiniz.

Henricus Dandolo’nun Mezarı

Fotoğraf Kaynak: Wikipedia

Dan Brown’un Cehennem adlı romanını okuyanlar hatırlayacaktır, Henricus Dandolo, 4. Haçlı Seferi’ni (1204-1261) yöneten ve kör olduğu söylenen Venedik Doçesi, 1205 yılında 70 yaşında İstanbul’da ölüyor ve Ayasofya’ya gömülüyor. Fakat daha sonra İstanbul Latinlerin elinden kurtarıldığı zaman, 1261’de Bizanslılarca Ayasofya’daki mezarı açılıyor ve Dandolo’nun kemikleri denize atılıyor. Henricus Dandolo adına konan sembolik mezar taşı Ayasofya’nın üst galerisinde bulunuyor.

Eğik Sütunlar

Üst kat galerisindeki kimi sütunların Pisa Kulesi gibi eğik olduğunu fark edeceksiniz. Bunlar kubbenin oluşturduğu basınçtan dolayı eğilmiş olan sütunlar.

Cami Olduktan Sonra Eklenen Bölümler

Mihrab ve Minber

Mohamed Khair/ Pexels

Üzerinde hutbe okunan, merdivenli yapı olan minber, Sultan III. Murad döneminde yapılmış. 16. yüzyıl mermer işçiliğinin en güzel örneklerinden.

Namaz kıldırırken cemaatin önünde durduğu, kıble yönündeki duvarın ortasında bulunan oyuk ve girintili yer olan mihrab da 19. yüzyıldan kalma. Bolca altın yaldız kullanılarak yapılmış olan oldukça gösterişli mihrabın iki yanında, Kanuni devrinde, Macaristan’daki bir kiliseden getirtilmiş olan büyük kandiller yer alıyor.

Ayrıca, mihrabın sağ duvarında Osmanlı sultanlarının hat sanatı eserleri, sol yanındaki duvarda ise dönemin önemli hattat ustalarının eserleri asılı.

Hünkar Mahfili

Padişahların ibadeti için oluşturulmuş, özel mekanlara hünkar mahfili deniyor. Ayasofya’nın ilk hünkar mahfili hakkında bilgi yok. Günümüze ulaşan hünkar mahfili, Sultan Abdülmecit zamanında, Fossati kardeşler tarafından eklenmiş.

Büyük Hat Levhaları

Fotoğraf Kaynak: Mütecevvil / Pexels

Ana mekana asılı 8 büyük yuvarlak hat levhaları, Sultan Abdülmecit (1839-1861) döneminde, Fossati kardeşlerin restorasyonu zamanında, dönemin en ünlü hattatlarından Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmış. Bunlar, 7,5 metre çaplarıyla dünyanın en büyük hat levhaları. Bu 8 levha üzerinde, Allah, Hz. Muhammed, dört halife Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in isimleri yazılı. Dikkat edebileceğiniz bir diğer ayrıntı da kubbenin üzerine, yine Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından Kuran-ı Kerim’in Nur Sure’sinin 35. ayeti yazılmış olması.

I.Mahmud Kütüphanesi

Osmanlının, Ayasofya’ya bıraktığı izlerin en önemlilerinden, I.Mahmud Kütüphanesi. Ayasofya’nın güney kısmına ilerlediğinizde ana mekanda karşınıza çıkacak olan altın rengi görünümlü, süslü motifli yer kütüphane. 1739 yılında I.Mahmud tarafından yaptırılıyor. Kütüphanenin kapı kulbunda ise Allah’ın 99 isminden biri olan “Ya Fattah” yazıyor. Ya Fettah, “kullarına hayır ve rızk kapılarını açan” “zorlukları kolaylaştıran” anlamına geliyor. Zaten bundan dolayı da Osmanlı döneminde kapı tokmaklarında sıkça bu ifadenin kullanıldığı görülüyormuş.

Türbeler

Osmanlı padişahları, ebedi olarak Ayasofya’da ikamet etmeyi isterlermiş. Girişin hemen sağında, dış mekanda yer alan türbeler bunun bir göstergesi. Sultan III. Selim Türbesi, Sultan III. Murat Türbesi, Sultan III. Mehmet Türbesi, Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi ve Şehzadeler Türbesi bu bölgede yer alıyor.

Türbelerin bulunduğu alana girmek için Topkapı Sarayı’na çıkan yoldaki sol kapıdan girip ücretsiz ziyaret edebiliyorsunuz. Türbelerin bulunduğu odalara girmek isterseniz ayakkabılarınızı çıkartmanız gerekiyor.

Muvakkithane

Muvakkithane, Osmanlı’da, güneşe bakarak namaz vakitlerini bildiren kişiler olan muvakkitlerin, namaz vaktini ve saati tespit ettikleri, küçük çapta astronomi çalışmaları yaptıkları mekanlar. Ayasofya’nın Muvakkithanesi de Sultan Abdülmecit tarafından Fossati kardeşlere yaptırılıyor Muvakkithanenin yerinde, Bizans döneminde de bir saat kulesi varmış.

Sıbyan Mektebi

Dış mekanda bulunan Sıbyan Mektebi, yine Osmanlı’nın buraya bıraktığı önemli yapılardan. Sıbyan Mektebi şu an sergi salonu olarak da kullanılılıyor. Çeşitli toplantı ve konferanslara ev sahipliği yapan Sıbyan Mektebi binasının etkinliklerini takip edip katılabilirsiniz.

Şadırvan

Bahçeye çıktığınızda, I. Mahmud’un 1739 yılında yaptırdığı, oldukça süslü bir şadırvan karşınıza çıkıyor. Sekiz mermer sütundan oluşan şadırvanın 16 musluğu var. Şadırvanın olduğu yerde, Bizans döneminde de bir çeşme varmış. Ayasofya’ya girmeden önce inananlar bu çeşmede ellerini ve yüzünü yıkarlarmış.

Sultanahmet’e Gelmişken

Buraya kadar gelmişken,
Yerebatan Sarnıcı
Sultanahmet Cami
Topkapı Sarayı
Şerefiye Sarnıcı, Theodosius Dikilitaşı (Obeliks), Yılanlı Sütun ve Örme Sütun, Gülhane Parkı gibi Sultanahmet Meydanı etrafındaki diğer tarihi yerleri de ziyaret edebilirsiniz.

Zaman kalırsa Kapalı Çarşı da çok uzak sayılmaz.

Ayasofya’ya Nasıl Gidilir?

Ayasofya’ya en kolay ulaşım tramvay ile sağlanıyor çünkü önünde durak var. Bağcılar-Kabataş tramvay hattını kullanarak Sultanahmet durağında inince hemen Ayasofya’ya varabilir ya da Gülhane durağında inerek biraz daha yürüyebilir ve etraftaki yapıları keşfedebilirsiniz.

Karşıdan gelenler için ise vapur alternatifi var. Kadıköy ya da Üsküdar’dan Eminönü vapuruna bindiğinizde hedefe oldukça yaklamış oluyorsunuz. Eminönü’nde bulunan tramvay durağından yukarıda bahsettiğimiz şekilde Bağcılar-Kabataş tramvay hattını kullanarak Bağcılar yönünde hareket edebilirsiniz.

Marmaray karşıdan gelenler ya da Avrupa yakasından gelip yolunu kısaltmak isteyenler için oldukça iyi bir alternatif. Marmaray’dan Sirkeci durağında indiğinizde yukarıdaki tarifle aynı şekilde tramvay hattını kullanabilir ya da Sirkeci’den Gülhane’yi takip eden yol üzerinden kısa bir yürüyüş ile Ayasofya’ya ulaşabilirsiniz.

Kendi aracınızla gidecekseniz Sultanahmet Camii’nin çevresindeki sokakların trafiğe kapalı olduğunu bilmelisiniz. Topkapı Sarayı’na yakınlarında bulunan otoparkı ya da çevre otoparkları tercih edebilirsiniz.

Yeme-İçme

Tarihi yarımadayı gezerken karnınız iyice acıkacak. Merak etmeyin yemek için mekan önerilerimiz de var:

Lokanta 1741

Akşam yemeğine kalacaksanız ve biraz daha fine dining bir konsept arıyorsanız Ayasofya’ya yürüyerek 5 dakika mesafedeki Cağaloğlu Hamamı’nın terasındaki Lokanta 1741 harika bir seçim olacaktır. Kendisi 19. Time Out Yeme İçme Ödülleri’nden En İyi Restoran ödüllü. Ayrıca Tarihi Yarımada’da alkol bulabileceğiniz ender işletmelerden. Tadım menüsü denenebilir. Geniş bir şarap menüsü var. Kokteylleri de başarılı. Menüde genel olarak geleneksel Türk mutfağının modern varyasyonları var. Websitesi Adres: Alemdar, Prof. Kazım İsmail Gürkan Cd. No:34, 34110 Fatih Tel: 0533 145 17 41 Konum için tıklayın.

Saade Kahvaltı

Saade Kahvaltı, Sultanahmet Cami manzarasına karşı kahvaltı edebileceğiniz, şehrin popüler kahvaltıcılarından. Fakat bir gün önceden telefon etmeniz gerekiyor çünkü ona göre hazırlanıyorlar. Pazartesi ve Salı günleri kahvaltı yok. Fiyatlar biraz pahalı ama fiyata rağmen her şey taptaze ve lezzetli, manzara da güzel. Çay sınırsız. Adres: Sultanahmet Mahallesi, Akbıyık Caddesi, No 90, Fatih, İstanbul Tel: 0533 335 04 45 Websitesi ve konum için tıklayın.

Tarihi Sultanahmet Köftecisi

Sultanahmet’te geçen bir gün, Sultanahmet Köftecisi’nde sonlanmadan tamamlanmış olmaz. Meşhur Sultanahmet Köftesi’nin gerçek yeri 1920’den beri Selim Usta’nın yeri. Bir porsiyon ızgara köfte yanına piyaz yemek için burası en doğru adres. Her katı günün her saati dolu. Önünde kuyruklar olduğu da oluyor. Burada kredi kartının geçmediğini hatırlatalım. Adres: Alemdar Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 12 Tel: 02125200566 -02125136468 Websitesi ve konum için tıklayabilirsiniz.

A’Ya Terrace Four Seasons Hotel

A’Ya Terrace, Ayasofya’nın ikonik fonu eşliğinde, Four Seasons Hotel’in restoranı A’Ya Terrace’ın açık hava bölümü, gün batımı eşliğinde bir şeyler içip şık bir akşam yemeği yemek için ideal yer. Mutlaka rezervasyon yaptırın. Adres: Cankurtaran, Tevkifhane Sk. No. 1, 34110 Fatih Tel: (0212) 402 30 00 Websitesi ve konum için tıklayın.

Seven Hills Restaurant

Seven Hills Restaurant, Sultanhamet’in turistik mekanlarından biri. Terasına çıktığınızda bir yanınıza Ayasofya’yı, diğer yanınıza Sultanahmet’i alacağınız eşsiz bir manzarası var. Kalamar, ızgara, pazı sarması gibi geniş menüye sahip. Ayasofya turunuzdan önce gelip terasta serpme kahvaltı da tercih edebilirsiniz. Adres: Cankurtaran, Tevkifhane Sk. No:8 Kat:3, 34122 Fatih Tel: 0534 522 37 93 Websitesi ve konum için tıklayın.

Turk Art Terrace Restaurant

Turistlerin hem İstanbul manzarasını seyretmek hem de Türk yemeklerini deneyimlemek için geldiği bir restoran olan Turk Art Terrace Restaurant, alkollü ya da alkolsüz menüleri olan bir seçenek. Ayasofya’yı uzaktan seyretmek için yalnızca kahvenizi alıp terasta oturmak için de tercih edebilirsiniz. Adres: Cankurtaran, Tevkifhane Sk. No:12, 34122 Fatih Tel: 0542 392 12 21 Websitesi ve konum için tıklayın.

Matbah Restaurant

Matbah Restaurant, Türkiye’de Osmanlı Saray Mutfağı’nın en önemli temsilcilerinden biri. Ayasofya’nın hemen yanıbaşında, Caferağa Medresesi’nin yanındaki Ottoman Hotels’in içinde yer alan restoranın menüsünde zamanında Osmanlı saraylarında servis edilen yemekleri bulabilirsiniz. Adres: Cankurtaran, Caferiye Sk. 6/1, 34400 Fatih Tel: +902125146151 Websitesi ve konum için tıklayın.

Konyalı 1897

Konyalı zaten Osmanlı Mutfağı denince akla gelen ilk yerlerden. Yılların deneyimini menüsüne ve sunduğu hizmete taşıyan bir işletme. Topkapı Sarayı’nın hemen dibinde olduğundan harika bir İstanbul manzarası da var. Belki klasik bir Sultanahmet gezisinde değil ama yurt dışından misafiriniz varsa ona harika bir jest olur. Adres: Sultanahmet Mahallesi Topkapı Sarayı, 34122 Fatih Tel: +902125139696 Websitesi ve konum için tıklayın.