HERAKLEİA ANTİK KENTİ

Milas’daki Bafa Gölü’nün kıyısına kurulan Herakleia en az bilinen antik kentlerden birisi. Milas’a bağlı Kapıkırı Köyü kıyısında gezerken karşınıza birçok tarihi yıkıntıların bulunduğu Herakleia Antik Kenti çıkacak. Bugün köy ve antik kent tamamen iç içe geçmiş vaziyette.

İsmini Yunan Mitolojisi’ndeki kahraman Herakles yani Herkül’den alan Herakleia’nın tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmiyor fakat bölgede yerleşimin M.Ö. 8.yy’a kadar gittiği düşünülüyor. Bir İonya şehri olarak başlayan Herakleia, bir dönem Karya’ya bağlanmış, ardından Büyük İskender’in Anadolu’ya girişi ile Hellenistik dönemini yaşayıp, sonra da Bizans ve Osmanlı toprağı olmuş. Kentte tüm dönemlerin etkilerinden izler görmek mümkün.


Ama tüm medeniyetler bi yana kentin kaderini belirleyen en büyük faktör Menderes Nehri olmuş. Şu an karadan ne kadar içeride olduğuna bakınca inanılması güç ama bir zamanlar Herakleia da Efes gibi deniz ticareti ile kalkınan bir liman kentiymiş. Menderes Nehri Latmos Körfezi’ni alüvyonlarla doldurunca şehir denizden kilometrelerce içeride kalmış ve can damarı kopmuş. Düşüşe geçen Herakleia en nihayetinde de terk edilmiş.

Boş şehir daha sonra Sina Yarımadası’ndan gelen ilk Hristiyanlar için ideal bir saklanma yeri olacak ve yeniden yeşerecektir. Bugün bölgeki tarihi eserlerin çoğu bu döneme ait.

Gittiğinizde Kapıkırı Köyü ve yakınlarındaki güzel yerleri kaçırmamak için mutlaka Bafa Gezi Rehberi‘mize de bir göz atın.

Herakleia Antik Kenti

Herakleia Antik Kenti’in Kuruluşu

Aslında Herakleia’nın ilk başladığı nokta bugün ki Bafa Gölü’nün kenarındaki yeri değilmiş. M.Ö. 5.yy’da önemli bir İonya kenti olan Latmos bilinmeyen bir sebepten ötürü terk edilmiş. Ardından Helenistik Dönem’de şehir bugünkü Bafa Gölü kıyısındaki Kapıkırı Köyü’nün olduğu yere taşınarak “Latmos (Beşparmak) Dağı altındaki Herakleia” anlamına gelen “Herakleia ad Latmos” adını almış.

Latmos Herakleia’sı en parlak dönemini M.Ö 4. yy yani Helenistik dönemde yaşamış.

Bir İonya Kenti Olmasına Rağmen Bölge Karia Valisinin Yönetiminda Kaldığı İçin Karia Özellikleri Gösteriyor

Her ne kadar Herakleia temelde bir İonya kenti olsa da şehir tipik olarak Karia özellikleri görülüyor. Çünkü Persler M. Ö. 547’den M.Ö. 332’e Anadolu’yu ele geçirdiklerinde böylesi büyük bir coğrafyayı yönetmenin en iyi şeklinin “satraplık”lara yani valiliklere bölmek olduğuna karar vermişler. Bu bölgeyi de Karia Satrabı Mausolos’a bağlamışlar. Tabii M.Ö 400’lerde Halikarnassos’un da valisi olan ve yayılmacı bir politika benimseyen Mausolos yerinde durmamış ve Latmos’u da topraklarına katmış.

Büyük İskender gelip 200 yıl sonra Anadolu’yu Perslerden alınca Latmos’a Yunan mitolojisindeki Herakles’ten ötürü Herakleia adı verilmiş. Şehir M.Ö 2. yy’da Bergama Krallığı’na, ardından da sırasıyla Roma İmparatorluğu’na, Bizans’a, Menteşe Beyliği’ne ve Osmanlı’ya dahil olmuş.

Herakleia Antik Kenti’nde Hristiyanlık Etkisi

Latmos Körfezi’nin, M.Ö 1. yy’da Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlarca dolarak denizle ilişkisinin kesilmesi üzerine Herakleia bir liman şehri özelliğini, ticaret potansiyelini ve haliyle de eski önemini kaybetmiş.

M.S yılllara geçildiğinde ise şehir tamamen kaderine terk edilmiş durumdaymış. Bölgeye Sina Yarımadası’ndan gelen ve gözlerden uzak olmaya ihtiyaç duyan Hristiyanlar yerleşmiş. Engebeli ve kayalık bir araziye kurulduğundan ulaşımı zor ve saklanmaya çok elverişli olan şehir Hrıstiyan keşişlerin Anadolu’daki gizlenme yerlerinden biri olmuş.

M.S 7. yüzyıldan itibaren buraya manastırlar kurmuşlar. M.S 9.yy’da ise Herakleia’nın dini önemi artmış ve bir psikoposluk merkezi haline gelmiş. O zamanlar 13 olduğu düşünülen manastırlardan günümüze 2 tanesi gelebilmiş.

Herakleia Antik Kenti’nde Müslümanlık Etkisi ve Sonrası

Bölge 9. yy’da Arap akınlarına, 11.yy’a gelindiğinde ise Türk akınlarına sahne olmuş. Daha sonra 1280’de merkezi Milas olan Anadolu Türk Beylikleri’nden biri olan Menteşe Beyliği egemenliğine girmiş. Müslüman etkisi ile bu dönemden sonra manastırlar tamamen terk edilmiş.

Tarih Öncesi Döneme Ait Kaya Resimleri

Fotoğraf Kaynak: www.kulturportali.gov.tr

Herakleia Antik Kenti kalıntıları yeniden 18. yüzyılda keşfedilmiş olsa da buradaki yüzey araştırmaları anca 1976-1979 yılları arasında Alman Araştırma Kurumu tarafından yürütülmüş. 1984’ten beri de bölgedeki araştırmalar Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılıyor. Alman arkeolog Anneliese Peschlow’un öncülüğünde yürütülen çalışamalarda en son 1994’de tarih öncesi dönemlere ait 180 tane kaya resmi bulunmuş. Bugün ise Kapıkırı Köyü içerisinden geçtikten sonra patika yollardan yapacağınız 1-2 saatlik bir yürüyüşle bu kaya resimlerini görebiliyorsunuz.

Ören yeri yazın 09.00-19.00 saatleri arasında, kışın 08.00-17.00 saatleri arasında ücretsiz olarak gezilebiliyor. Konum için tıklayın.

Herakleia Antik Kenti’ndeki Helenistik ve Roma Dönemi Kalıntıları

Fotoğraf Kaynak: www.kulturportali.gov.tr

Burada bahsedeceğimiz yapılar, antik kentteki M.Ö 4. – 1.yy arasındaki Helenistik ve sonrasında gelen Roma döneminde inşa edilmiş şehir surları, tapınaklar, nekropol, kutsal alan, agora, tiyatro, bouleuterion gibi yapılardan oluşuyor.

Şehir Surları

Herakleia Antik Kenti’ne geldiğinizde ilk olarak M.Ö 2. yy Helenistik dönemden kalma şehir surlarını göreceksiniz. 6,5 kilometre uzunluğunda, 5,5 metre yüksekliğindeki bu surlar, 65 tane gözetleme kulesi ile güçlendirilmiş. Şehrin kendisi ise Hippodamik (Hippodamos) stilde inşa edilmiş. Bu mimari düzene göre kent, birbirini dik kesen ızgara biçimli caddelerin meydana getirdiği bir plan üzerine kurulmuş.

Athena Tapınağı

Fotoğraf Kaynak: www.kulturportali.gov.tr

Antik şehirde şehir sularından sonra görülmesi gereken yapı ise şehre hakim kayalık bir tepe üzerine dorik planda inşa edilmiş olan Athena Tapınağı. M.Ö. 3.yy’da Helenistik dönemde yapıldığı tahmin edilen Athena Tapınağı, tapınağın kentin baş tanrıçası olan Athena adına yapıldığı biliniyor.

Agora

Athena Tapınağı’nın biraz aşağısında ise şehrin Helenistik dönemden kalma agorası bulunuyor. Aslen iki katlı olan agoradan günümüze tek katı gelebilmiş. Dikdörtgen planlı Agora çevresinde dükkanlar ve hanların temelleri görülebiliyor. Konum için tıklayın.

Bouleuterion

Agoranın kuzeydoğusundaki “U” planlı ve taştan oturma yerleri olan yapı ise M.Ö 2.yy’dan kalma bouleuterion yani kent meclisinin toplandığı yer.

Roma Hamamı

Bouleuterion’un kuzeydoğusunda ise Roma döneminde yapılmış bir hamamın kalıntıları bulunuyor.

Tiyatro

Şehrin tiyatrosu ise kentin kuzeydoğusunda yer alıyor. Geç Hellenistik veya Erken Roma dönemine tarihlenen tiyatronun bütünselliği bozulmuş sadece üst basamakları ve sahne binasının üst kısımları görülebiliyor.

Nymphaion

Tiyatronun hemen ilerisinde geriye pek fazla bir şey kalmamış olan bir Nymphaion yani anıtsal çeşme ve bir tapınak yer alıyor.

Endymion Kutsal Alanı

Herakleia Antik Kenti’nin bir zamanlar sahili olan Bafa Gölü kenarına indiğinizde ise Endymion’a adanmış olan Endymion Kutsal Alanı’nı göreceksiniz. Endymion kim derseniz size önce Endymion ve Yunan Mitolojisi’nde ay tanrıçası Selene’nin hikayesini anlatalım:

Yunan Mitolojisi’ne göre Endymion, bugünkü Beşparmak Dağları, antik adıyla Latmos Dağları’nda sürüsünü otlatan genç ve yakışıklı bir çobanmış. Ay tanrıçası Selene ve genç çoban birbirine aşık olmuş. Selene hava kararıp da ay ortaya çıktığı zaman, çoban uykudayken ışığını saçarak çobanın yanına gelirmiş.

Gel zaman git zaman bu aşk öyle bir tutkuya dönüşmüş ki havanın kapalı olduğu ve ayın gökyüzünde olmadığı geceler Endymion için kabus olurmuş. Bir gün baş tanrı Zeus, çobanın bu aşkına karşılık bir iyilikte bulunmak istemiş ve ona bir dilek hakkı vermiş. Endymion da Zeus’a, ayın gökyüzünde olduğu bir gece sonsuz bir uykuya dalmak istediğini söylemiş. Böylece iki aşık sonsuza kadar beraber olmuşlar.

Herakleialılar da sonsuz aşkın peşinden giden çoban Endymion’u anmak adına bu kutsal alanı yapmışlar. Bugün kutsal alanda doğal bir kayaya oyulmuş, ön cephesi sütunlu bir sunak görülebiliyor.

Nekropol

Yaklaşık 2500 mezarın olduğu saptanan ve Hellenistik dönemden kalma Nekropol yani mezar alanı da antik kentte görülmeye değer yerlerden. Kayaya oyulma tabut şeklindeki mezarlar yan yana dizili ve üzerleri kapaklarla örtülü. Kimi mezarlar ise göl üzerindeki kayalara oyulmuş olduklarından sanki sular altında kalmış gibi duruyor. Konum için tıklayın.

Herakleia Antik Kenti ve Çevresindeki Hristiyanlık Dönemi Kalıntıları

Şimdi bahsedeceğimiz yapılar ise antik kentteki M.S 7. – 12.yy arasındaki dönemde inşa edilmiş, manastır, kilise ve kale kalıntılarından oluşan yapılar.

Bizans Kalesi

Bugün ayakta sayılabilecek yapılardan biri de kentin güney ucunda Bafa Gölü’ne hakim kayalık bir tepe üzerine kurulmuş olan Bizans Kalesi.

Stylos Manastırı

Bölgede zamanında birçok manastır varmış ama bunlardan sadece ikisi günümüze kadar gelmiş: Stylos ve Yediler Manastırı. Stylos Manastırı antik kent içinde kalmıyor. Buraya ulaşmak için Kapıkırı Köyün’den başlayacağınız yürüyüşle, Beşparmak Dağları’nda tırmanmacalı bir 5 saat ayırmanız gerekiyor. Her şekilde bölgeyi bilen biri veya profesyonel bir rehber eşliğinde gitmek daha mantıklı olacaktır. Manastırda M.S 10.yy’da Paulos adlı bir keşişin yaşadığı biliniyor. Manastırın biraz yukarısında ise freskli bir mağara var. Burası keşisin çilehanesi. Konum için tıklayın.

Yediler Manastırı

Kapıkırı’na gelmeden önceki köyün adı Gölkaya Köyü. İşte buradan yapacağınız 1 saatlik yürüyüşle ulaşacağınız, bölgedeki ikinci önemli manastır ise Yediler Manastırı. Bu manastırın yolu Stylos Manastırı’na göre daha düzgün ve işaretlenmiş. 10. yüzyıldan kalma olan manastır içinde 2 kilise ve 1 şapel bulunuyor. 1994 yılında keşfedilen 8 bin yıllık kaya resimleri de burada. Burada yaşayan ilk insanların günlük yaşamına ışık tutan resimlerde erkek, kadın ve çocuk figürleri seçilebiliyor. Manastırın avlusunda bulunan bir kayada da Hz. İsa’nın hayatından kesitler sunan freskler var. Konum için tıklayın.