Endülüs yaklaşık 800 yıl Arapların etkisi yönetiminde kalmış. Hala etkisi çok bariz olarak hissediliyor. Burada islamın en aydınlık devrini yaşadığı, hatta rönesansı bile tetiklediği söylenir.

“Endülüs, Katolik İspanya’nın geri kalanından nasıl ayrılıyor ve neden özerk?” derseniz, bunu açıklamak için biraz geriye gitmemiz gerek. Şimdi de bunu yapacağız.

Endülüs Neresi?

Endülüs, İspanya’nın güneyinde, bir dönem Arapların etkisi altında kalarak şekillenmiş, sonrasında yeniden Hristiyanların egemenliğine girmiş olan bölgesi.

Malaga, Granada, Cordoba gibi birçok şehirden oluşan, 1980’den beri özerklik statüsüne sahip bu bölge, nüfus bakımından da İspanya’nın en büyük bölgesi.

Bölgenin dili, Endülüs lehçesiyle İspanyolca. Hatta “Yeni Dünya” diye adlandırılan Latin Amerika’da konuşulan İspanyolca’nın, bu bölgeden 16. ve 17. yüzyıllarda göç eden Endülüslülerden geldiğini söylemek mümkün.

Endülüs İsmi Nereden Geliyor

Endülüs yani Andalucía ismini, 5. yüzyılda buraya yerleşen Vandallar’dan aldığı düşünülüyor. Ama bugünkü anlamı ile Endülüs, 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası’nda Arapların etkisi altında bulunan bölgeye verilen isim olarak karşımıza çıkıyor. Bölge 1492 yılına kadar Müslümanların elinde kalmış olduğundan, burada yoğun bir Arap-Müslüman etkisi hissediliyor.

Endülüs Emevi Devletinin Kuruluşu

Kırmızı: Abbasiler , Mor: Endülüs Emevi Devleti. Kaynak: YouTube/ Epimetheus

7. yüzyılda Kuzey Afrika’nın tümünü eline geçirmiş olan ve başkenti Şam’da bulunan Emevi Devleti, 8. yüzyılın başında, Cebelitarık Boğazı’nı geçip o zamanlar Vizigotların elinde olan İber Yarımadası’na ulaşarak bütün yarımadayı kısa bir süre içinde fethediyor. Endülüs 750 yılına kadar, Emeviler’in gönderdiği valiler tarafından yönetiliyor.

Abbasiler’in Emevilerden hanedanlığını devirmesi ile Şam Emevi hanedanlığı için tehlikeli bir yer haline geliyor. Tek sağ kalan prens olan Abdurrahman bin Muaviye Şam’dan, Endülüs’e kaçıyor ve burada kendisini Emevî emiri ilan etmesi ile bambaşka bir dönem başlıyor.

Córdoba (Kurtuba) kentini kendine başkent yapan Muaviye’den sonra Endülüs çok parlak bir döneme giriyor. Özellikle Córdoba şehri, Bağdat ve Konstantinepolis ile birlikte dünyanın üç önemli bilim ve sanat merkezinden biri haline geliyor. Şehircilik ve şehir kültürü çok gelişiyor. Endülüslerin egemenliği altındaki topraklarda yaşamış olan Sefarad Yahudileri o dönemde en parlak zamanlarını yaşıyorlar.

Endülüs Emevi Devleti’nin Çöküşü

Endülüs Emevilerinin bölgedeki egemenlikleri 11. yüzyıl başlarına kadar devam ediyor. Zaten 1031 yılında halifelik sona eriyor ve Endülüs toprakları çok sayıda bağımsız devletçiklere bölünüyor. Bu devletçikler de kendi aralarında çatışmaya başlıyor. Bu çatışmaları fırsat bilen İspanya’nın Hristiyan devletçikleri de saldırılara başlıyor. Bu durum da İspanyolca’da “yeniden fetih” anlamına gelen Reconquista’yı hızlandırıyor ve İspanya’da İslam etkisi zayıflıyor.

1492’de ise Beni Ahmer Devleti’nin yıkılışı ile İspanya’daki 781 senelik İslam egemenliği sona eriyor. Sonrasındaki dönemlerde ise bölgedeki Müslümanlar, Mağribiler ve Sefarad Yahudileri bölgeden sürülüyor ve zorunlu göçe tabi tutuluyorlar.

Yeni Dünyanın Keşfi

Yeniden Fetih’in bir sonucu da Amerika’nın keşfi oluyor. Araplar döneminde İspanya topraklarında bir sürü küçük Hristiyan krallık varken, Arapların son kalesi El Hamra’yı düşüren krallık hakim hale geliyor ve ülke onların altında tek bir krallık olarak birleşiyor. Böylece Christopher Columbus’un keşif seferlerini fonlayabiliyorlar ve böylece Amerika’yı Endülüslüler buluyor. Şu an Latin Amerika’da konuşulan İspanyolca da Endülüs’ten gitmiş.

Endülüs’ten Rönesans’a

Sevilla, Alcazar Sarayı

Kimi tarihçiler, İtalya’da 15. – 16. yüzyılda başlayan ve tüm dünyaya yayılan Rönesans için aslında Endülüs döneminde İspanya’da çoktan başlamıştı diyor. Çünkü Emeviler döneminde, bilimde, sanatta, felsefede ve daha birçok alanda öylesine bir birikim ve gelişim vardı ki Endülüs, tüm dünyanın ilerisindeydi.

İtalya’da 15. yüzyıla gelindiğinde antik çağların mimarisi ve bilgi birikimi değere binerken, Endülüs bu değerlere her zaman sahipti. Fakat bugün kullandığımız anlamda Rönesans’ın Endülüs şehirlerinde ortaya çıkması elbette Hristiyan monarşiler döneminde oldu. Sevilla, Granada ve Cordoba gibi şehirlerde rönesans, kare, daire ve üçgen gibi sütun ve şekillerin hakim olduğu, mimaride klasik uyum ve orantı idealleri ile kendine yer edindi. Özellikle pek çok Endülüs Rönesans binası, iki katlı, kaplı şık iç avlulara sahip malikaneler ve şehir sarayları şeklinde kendini gösteriyor. Bu tür birçok konak ve saray, şimdilerde müze veya otel olarak hizmet veriyor.

18. yüzyıl ise Endülüs’teki en süslü dönemlerden biri olan Barok dönemin tavan yaptığı dönem. Bu dönemde, süslü cepheler, renkli iç mekanlar görülüyor. Özellikle de Sevilla, muhtemelen kilometrekare başına bir dünyadaki herhangi bir şehirden çok daha fazla barok kiliseye sahip olmasıyla öne çıkıyor. Onu, Granada ve Cordoba takip ediyor.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Send this to a friend