Côte d’Azur veya diğer ismi ile Fransız Rivierası denilen bölge, Batı’da Théoule-sur-Mer ile başlayan Doğu’da İtalya sınırı olan Menton ile sonlanan Fransa’nın Alpes-Maritimes bölgesine yer alan, güney-doğu köşesindeki tatlı sahil şeridine verilen ad. Nice, Cannes, Antibes, hatta Monaco Krallığı’nı da kapsayan Fransız Riviyerası, Azur mavisi denizi, fotojenik sahilleri, Akdeniz mutfağı ve Ortaçağ köyleri ve paparazzilerin kovaladığı süper starların tatil yeri olması ile meşhur. Yazın aşırı kalabalık olduğundan bölgenin tadı en iyi bahar çıkıyor. En güzel zamanı ise tabi ki Eylül.
 
 

Cote d’Azur’da Görülmesi Gereken Yerler

Cote d’Azur’da o kadar çok görülmesi gereken güzel yerler var ki; insan kısıtlı zamanını hangisine ayıracağını şaşırıyor. Öncelik sıranızı şöyle yapmanızı tavsiye ederiz:

1. Nice’te bir otele yerleşip günübirlik gezilerle etrafı gezmeniz. Hiç valiz topla-aç işine girmeye gerek yok.

2. Nice, Marsilya, Cannes, St Tropez ve Monaco Cote d’Azur’un en meşhur yerleri ama bize sorarsanız Eze ve Saint-Paul de Vence ortaçağ kasabaları hepsini cebinden çıkartır güzellikte. En güzel 2 yer için oyumuzu buralara.

3. Görmeden gitmeyin diyecegimiz diğer yerler: Eski Nice, Villefranche-sur-Mer. Yani 2 gününüz varsa önerimiz Eski Nice, Villefranche-sur-Mer, Eze ve Saint Paul de Vence’i görmeniz.

4. 2 günden fazla vaktiniz varsa Menton, Grasse, Antibes de güzel. Antibes aralarındaki favorimiz.

5. Daha da uzun kalıyorsanız Monaco, Cannes, Saint Tropez gibi diğer isim yapmış yerleri planınıza ekleyebilirsiniz. Hatta İtalya’ya geçmek de harika bir fikir.

6. En az beğendiğimiz yerler: Cannes ve Marsilya. Yanlış anlaşılmasın, buralara gitmeyin demiyoruz, sadece öncelik sırasında en arkaya itiyoruz. 🙂

7. Buralar Fransa’nın yazlığı ama hem ülkemiz, hem de başka ülkelerin Akdeniz kıyılarındaki plajlar daha iyi. Ama kültür turizmi ya da romantik bir kaçamak arıyorsanız Cote d’Azur kesinlikle harika.

8. Yazın tahmin edersiniz ki en kalabalık zamanı. Ama sezon dışı olup da otel fiyatlarının tırmanacağı birkaç önemli etkinlik var;
Cannes Film Festivali
Cannes Lions  (Pazarlama, tasarım ödülleri)
Monaco Grand Prix
Monte Carlo Open (Tenis)
Nice Karnavalı (Şubat)
 
 

Trenle Ekonomik Güney Fransa 


Cote d’Azur daha çok Mick Jagger gibi jet sosyete ile anılıyor ama Fransız devleti vatandaşı kendi memleketinde tatil yapabilsin diye konuya el atmış. Çok ama çok avantajlı bir kaç pas çeşidi var:

1. Zou Pass halk arasında hebdo ya da Carte Zou diye geçiyor. Bizce tüm passlar arasında en avantajlısı bu. Bu haftalık ya da aylık alınabilinen bilet türünün fiyatı ne kadar geniş bir alanda gezmek istediğinize göre değişiyor. Nice – Cannes arası standart tren bileti 14.40 € ama Antibes gibi bu iki şehir arasındaki yerleri gezecekseniz biraz daha verip 20 € ‘ya 1 haftalık sınırsız Zou Pass alabilirsiniz. Bir de Zou + versiyonu var, o da tüm toplu taşımları kapsayan versiyonu. Zou Pass sadece gardan alınıyor, garda kendi ofisi var. Kendi yeri kapanınca normal tren gişelerinden de satılıyor. Fransızcanız (Google translate de olur) varsa şurada bölgeye göre fiyat hesaplayıcı var.

2. TER Summer Day Pass 1 günlük sınırsız gezme hakkı veren bu bilet çiftler ve arkadaş grupları için düşünülmüş. Tek kişi 16€, iki kişi 32€, ve daha sonraki her kişi için +10 Euro. Gardaki gişeden ya da bilet makinalarından alabilirsiniz.

3. Isabelle Pass isimli tren biletiyle günlük 15 €’ya 100 km’lik sahili ta İtalya’ya kadar gezebiliyorsunuz. 2 yetişkin + 16 yaş altı 2 çocuk için aile fiyatı 35 €. 3 günlük versiyonu da 80 €.

4. TER Summer Family Oceanographic Museum Pass de Monaco ülkesine 🙂 gidecekler için düşünülmüş. 2 yetişkin + 2 çocuk + müze girişlerini kapsıyor.

Araba kiralarının günlük 100 €’dan başladığını düşünürseniz çok avantajlı oluyor. Üstelik neredeyse tüm görmek isteyeceğiniz yerlere gidiyor; Cannes, Antibes, Eze Plage, Nice’ Menton, Monaco… Eze ve Saint Paul de Vence için otobüse binmeniz lazım ama zaten arabayla gelseniz park yeri kabusunuz olur. Eğer bir mucize olur ve bulursanız bile otopark ücretleri sinirlerinizi zıplatabilir. 🙂

İşin en güzel kısmı da geçtiği müthiş manzaralar ve canınız istediğinde inip bir plajda yüzüp, tekrar trene binebilme keyfi. Passları tren istasyonlarındaki gişe ya da bilet makinalarından almanız gerekiyor. Standart biletleri de Fransız demiryolları SNCF‘in internet sitesinden alabiliyorsunuz. SNCF’in uygulamasını indirmenizi öneririm, Fransa gibi dakika başı grev olan bir ülkede en güncel saat vs bilgileri app’te oluyor, kullanımı da websitesine göre çok daha kolay. Son olarak bazı müze ve ören yerlerinde passlara indirimli bilet satılıyor, sormayı unutmayın.
 
 

Üstü Açık Araba İle En Güzel Cote d’Azur Rotası

Tren varken kesinle araba şıkkını önermiyoruz çünkü astarı yüzünden pahalıya geliyor. En dandik arabalar bile 100 Euro’dan başlıyor (kışın daha uygun olabilir), otopark bulmak bir kabus, hadi buldun ücretleri ayrı fena. Ama baharda üstü açık bir araba kiralayıp buraları gezmenin keyfi de hiç birşey de yok. O yüzden ulaşım aracı olarak değilde o günün aktivitesi olarak bir cabriolet kapmak.

Nice ve Menton arasında kalan 3 güzel araba rotası var: Haute (Yükse Yol), Moyenne (Orta Yol) ve Basse (Alçak Yol) olarak adlandırılan bu yollar tüm Cote d’Azur’un en güzel manzaralar vaad eden yolları. Yüksek Yol, keskin kıvrımları ve nefes kesen manzaraları ile dünyanın en romantik yollarından biri. Haliyle araba kiralama şirketlerinin de en çok öne çıkardıkları rota bu rota. Monaco Prensesi ve film yıldızı Grace Kelly’nin trajik ölümüyle sonlanan kazanın gerçekleştiği yere çok yakın olan La Turbie adlı küçük köy güzel bir mola yeri. Yol genellikle boş olduğundan mutlaka dikkatli sürün.

Orta Yol ise, nispeten daha yeni inşa edilmiş ama daha modern olduğundan Yüksek Yol’a nazaran daha çok araç trafiğinin olduğu yol. Bu yoldan giderseniz, duraklarınız arasında Ortaçağ kasabası olan Èze, Saint-Jean-Cap Ferrat ve Villefranche-sur-Mer gibi harika noktalar var.

Alçak Yol ise denize en yakın olan yol. Bu yoldan bölgenin en şık evlerini ve villalarını göre göre araba sürüyorsunuz. Rota üzerinde yine Monaco, Èze, Saint-Jean-Cap Ferrat ve Villefranche-sur-Mer gibi duraklarda durma şansınız var.

 
 

1. Saint-Paul de Vence

Saint Paul De Vence

“Güney Fransa’da sadece bir yer görebileceksiniz, neresi olsun?” deseniz Saint-Paul de Vence’i seçeriz.

“O kadar da abartmayalım, küçücük bir kasaba neticede” diyebilirsiniz. Hadi bize inanmadınız, o zaman ünlü Amerikalı yazar James Baldwin, büyük ressam Chagall, Rolling Stones’un basçısı Donald Pleasence gibi birçok ünlü ismin yaşamak için burayı seçtiğini söylesek? Hatta liste daha da uzun, Jacques Raverat, Gwen Raverat, Bernard-Henri Lévy, Arielle Dombasle, Jean-Paul Sartre diye devam ediyor.


Peki neden? Işığının yumuşaklığı sebebiyle… Neredeyse bütün ünlü ressamlar muhteşem ışığında çizmek için buraya gelmişler.  Picasso, Chagall bunlardan bazıları. Sanatsever bir aile işletmesi olan La Columbe D’Or otelin maddi olanakları dar olan sanatçılara tablo karşılığında yemek vermesi de katalizör olmuş. Böylece bu ortaçağ kasabası, 20. yüzyıla damgasını vurmuş. Bugün de bu miras adım başı açılan sanat galerileri ve müzelerle devam ediyor.

Kasaba Nice Havalimanı’na sadece 15 dakika mesafede. Burada konaklayacak olursanız tarihe damga vuran La Columbe D’Or oteli aralarında en özeli. Bu ünlü sanatçıların tablolarını otelde görmek de mümkün. Ayrıca dünyanın en özel butik otellerini kabul eden Relais & Chateaux birliğine girmiş birkaç yer de var. İncelemeniz ve rezervasyon için linklerini şuraya bırakıyorum:
La Columbe D’Or
Le Mas de Pierre
Le Saint-Paul
 
 

2. Eze Kasabası


Güney Fransa’da en sevdiğimiz ikinci yer de Eze Köyü oldu. Nice ve Monako arasındaki Eze, kartal yuvası gibi yüksek bir tepeye kurulmuş, müthiş panoramik manzaralı bir kasaba. Çok güzel korunmuş bir ortaçağ kasabası olmasının yanında içinde harika bir botanik bahçesi var. Dünyanın her yerinden gelen kaktüslerle çok güzel bir peysaj düzenlemesi yapılmış. Bahçeyi gezerken her köşesinden tarihi evlerin turuncu çatılarını ve altında uzanan muhteşem deniz manzarasını görüyorsunuz.

Botanik bahçesine çıkarken tatlı küçük bir cafe var. İsmi Deli. Kahve veya kahvaltı molasını orada verebilirsiniz. Akşam yemeği için ise Château Eza Otel‘in manzaralı terasını ya da 2 Michelin yıldızı olan Chateau de la Chevre d’Or otelinin restoranını tercih edebilirsiniz.

Bilgehan’a 1 sene burada kalsam filozof olurum dedim, o da “Zaten ünlü filozof Nietzche ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ kitabının bir bölümünü burada tamamlamış” dedi.  Bu yüzden köyden denize inen şahane bir patikaya Nietzche Yolu ismi verilmiş. Yol boyunca bitkiler, manzaralar büyüleyici.

Burada bir de Parfumerie Fragonard’ın parfüm müzesi var. Oldukça fotojenik bi üretim tesisi. Dev imbikler parfümlerin nasıl yapıldığını anlatan mini turlar, parfüm ustaları ile atölyeler… İlginizi çekerse mutlaka uğrayın.

Eze’den son not; Alfred Hitchcock da 1955 yılında ‘Kelepçeli Aşık’ filmini burada çekmiş. Baş rolünde Monaco kraliyetine gelin giden Amerikalı aktris Grace Kelly var. Ama filmlerini izleyenler doğuştan prenses olduğunu düşünür, o ayrı konu.

Eze’ye tren gelmiyor ama Nice limanından kalkan 82 nolu otobüse binip Boyer durağında indiğinizde 1.5 Euro’ya bu kasabaya ulaşabilirsiniz.

Eze

Elbette siz Fransız Rivierası planlarınızı yaparken bu iki kasaba ile kalmayın, bol bol yer görün. Biz Cote dAzur’un incisi olduğunu düşündüğümüz 2 yeri anlattık, ama Marsilya’dan İtalya’ya her yer görülmeye değer. Villefranche-sur-Mer, Menton, Antibes de diğer favorilerimiz.

Eze ve Saint Paul de Vence hap kadar oldukları için haklarında tüm bilmeniz gerekenleri burada anlatabildik. Bundan sonraki yerler daha büyük oldukları için kendilerine ait rehberleri var ama aşağıda güney Fransa gezinizi planlamak için gerekecek bilgileri ana hatları ile bulabilirsiniz. Not: Eze-Sur-Mer, Eze’in altındaki sahil yerleşimini ifade eder, yani ikisi farklı yerler. Fransızca “Sur-Mer” deniz kıyısında demek.
 
 

3. Nice


Nice bizce bu rotadaki büyük şehirler arasında en güzeli, ve bizim önerimiz Nice’i merkez edinip, günübirlik gezilerle bölgeyi gezmeniz. Trenle;
Nice – Menton 25 dak
Nice – Antibes 12 dak
Nice – Cannes 24 dak
Nice – Monaco 14 dak

Marsilya için artık yer değiştirmeniz gerekiyor ama bana sorarsanız eğer 1 haftadan fazla vaktiniz yoksa atlayabilirsiniz.

Zaten Nice’ta kalıyoruz, Nice’i de görmeden gitmeyelim değil mi? Nice Fransa’nın “Akdeniz Bölgesi” olan Alpes-Maritimes’in başkenti. Şehir İtalyan mimarisi hakim sokakları, Fransız markalarının dizi dizi uzandığı caddeleri ile hoş bir yer ama nedenini tam tehşis edemediğim şekilde bize biraz yavan geldi.

En kaçırılmaması gereken yeri Eski Nice olarak bilinen Vieux Nice. Şehrin en keyifli yeri. Fransa hala insanların ev alışverişleri için pazara geldiği ülkelerden ve Vieux Nice’te her gün bu pazarlardan kuruluyor. Cours Saleya  isimli pazarda Salı’dan Pazar’a yerel üreticilerin ürünlerini satıyor, içinde bir de meşhur çiçek bölümü var adı “marché aux fleurs”. Ancak sıcaklarla birlikte yiyecekler boyunlarını büktükleri için çoğu tezgah öğlen 12-13’ten sonra gidiyor. Yani gününüzü ona göre planlayın. Pazartesileri ise pazar bit/ antika pazarına dönüşüyor. Yazın akşam 6’dan sonra yerel zanaatkar ve sanatçılar tezgah açıyorlar.

Hazır Eski Nice’teyken gri havadan sıkılıp Cote d’Azur’a yerleşen birçok Fransız ve yabancı sanatçıdan biri olan Chagall müzesini de görün:  Musee National Marc Chagall

Gelmişken burada bir Nice spesyalitesi olan Socca’dan deneyin deriz. Nohut unundan yapılan peynirli krep gibi birşey. Gluten içermiyor. Vieux Nice’in hemen yanındaki kalesine de tırmanıp yukarıdaki fotoğraftaki gibi panoramik şehir manzarası da görebilirsiniz.

Promanade des Anglais‘de yürümek de Nice’in olmazsa olmazlarından. 1800’lerde gri havadan kaçıp Nice’e gelen bir diğer tayfada zengin İngilizlermiş. İngiltere’de kışın çok sert geçtiği bir sene sokaktakilerin çalışarak para kazanması ve sıcak bir kış geçirmesi için Nice’e getirelerek deniz kenarında palmiyelerle süslü bir yürüyüş yolunu yaptırmışlar. Nice bugün dünya radarındaki yerini büyük ölçüde buraya gelen İngilizlerin yaptığı PR’a borçlu. Hala da İngilizler arasında güney Fransa’da ev almak çok popüler, ancak yeni gözdeleri az sonra anlatacağımız Antibes.

Massena Meydanı‘ndan bi yürüdünüz mü Nice’in demirbaşları bitmiştir.

Bu kadar yeri 1 günde rahatlıkla görürsünüz. Burada Nice’in en önemli başlıklarını anlattık ama aslında Nice’te bir sürü yer var. Diğer gezilecek yerler, yeme içme, konaklama önerilerimiz için mutlaka Nice Gezi Rehberi’mize de bakın.

 
 

4. Villefranche-sur-Mer

Villefranche Sur Mer (kapak fotoğrafındaki yer), Eze ve Saint Paul de Vence gibi Cote d’Azur’un ünlü yerlerine hiç benzemeyen, alçakgönüllü, minnoş bir sahil kasabası. Rengarenk evleri ve dar sokaklarıyla Villefranche bir Ferzan Özpetek filmi gibi İtalyan mı İtalyan, büyük dedesi Napolyon’muş gibi de Fransız mı Fransız. 1860’lara kadar İtalyanlardaymış bütün bu kıyılar. Güzel tarihi dokusu İtalyanlardan kalmış. Ama yemekler, dil, insan tiplemleri tam Fransız.

Villefranche’ta ne yapılır derseniz, öyle çok fazla aktivite yok. Ama sokaklarda salınmak, sahilde yemek yemek, fotoğraf çekmek zaten çok keyifli. Deniz kenarında dizi dizi sıralanmış restoranlarda oturup marine midye yemeniz tavsiyemiz olur. Yemekle birlikte 2 saat yeterli. Eğer denize girecekseniz daha uzun düşünebilirsiniz.

Nice’in hemen yan koyu olan Villefranche’ Vieux Port tarafından kalkan halk otobüslerine binip 20 dakika mesafedeki komşu kasaba olan Villefranche Sur Mer’e ulaşabiliyorsunuz.


Son olarak, altınızda arabanı varsa tepelere sürüp hem bu kartal tepelerine yapılmış muhteşem evleri, hem de aşağıdaki koylardakileri buradan görmenizi öneririz.
 
 

5. Cannes

Cannes’ı öne çıkaran en büyük ve belki de tek değeri her sene Mayıs ayında gerçekleşen, Fransız Riviyerası’nın en büyük olayı  Cannes Film Festivali ve ona akın akın gelen ünlü trafiği.
Festival, Festival Saray’nda gerçekleşiyor ama elbette çoğu etkinlik, 5 yıldızlı otellerin kapalı kapıları arkasında veya sahile demir atmış lüks yatlarda dönüyor. 1949 yılında, Sir Hubert Bennett ve François Druet adlı iki mimar tarafındna inşa edilen Palais des Festivals et des Congres, sadece film festivaline değil, mesleki fuarlara, müzikallere ve diğer büyük bütçeli performanslara da ev sahipliği yapıyor.

– Ünlüleri görmek için

1.Croisette’e gidin. Belki de burada limuzinini bekleyen bir mega-star ile karşılaşabilirsiniz.
2.Festival boyunca, Cannes ve Nice arasında, Cap d’Antibes’in ucundaki geniş bahçelerde gizlice saklanmış  JF Hôtel du Cap Eden-Roc’ta konaklayın. Burada konaklayan herkesin Hollywood’un kapılarını aralaması muhtemel. 19. yüzyılın sonlarında açılan otel bugüne kadar F Scott Fitzgerald’dan Kennedy’lere, George Clooney’den ve Tom Cruise’a kadar birçok ünlüyü ağırlamış.

Tüm bu festival curcunasının yanında, bizce Cannes’ın pek de bir olayı yok, gayet atlanası bir yer. 2 kilometre uzunluğundaki Boulevard de la Croissette‘te baştan aşağı yürüyüp, cafelerinde bir şeyler içtikten veya Le Baoli‘de akşamüstü, aperatif bir şeyler içtikten sonra şehrin modern yüzü Vieux Port (Eski Liman) kısmını görüp bir de eski şehir kısmı olan Le Suquet bölgesinde takılsanız Cannes’ı bitirdiniz demektir. Eğer mevsimlerden kışsa Rue Hoche üzerindeki Volupté‘nin sıcak çikolatasını öneririz. Le Suquet bölgesindeki meşhur pizzacı La Pizza Cresci, yemek molası için ideal. Yine buraya yakın Chez Astoux veya Astoux et Brun ise kabuklu deniz mahsülleri sevenleri tatmin edecek iki restoran. Le Maschou‘da ise geleneksel Cannes yemeklerini bulabilirsiniz. Yine şehrin eski bölgesinde bulunan 1934 tarihli Marché Forville adlı lokal pazarda, yerel ve taze ürünler bulabilirsiniz. Rue Meydanier üzerindeki peynirci dükkanı Ceneri‘ye de mutlaka uğramalısınız. Sahilinden denize girmek burası işlek bir liman olduğundan ve çok kalabalık olduğundan pek keyifli değil. Onun yerine Cannes’in tepelerine doğru çıkıp, buradaki köylere uğramak ve şehre tepeden bakmak daha keyifli.
 
 

6. Monaco


Nüfusun %30’u milyonerlerden oluşan Monaco’dayız şimdi. 1863’te iflasın eşiğine gelen Monaco, bugün balık dışında hiçbir doğal kaynağı olmamasına rağmen kişi başına düşen gelirin en yüksek olduğu 3. ülke. Casinolarla, sunduğu lüks hayatıyla, şık butikleri ve yüksek apartmanlarıyla, yatlarla dolu linmanıyla Monaco tam anlamıyla hedonizmin başkenti. Yine de Nice ve çevresindeki samimiyeti ve sıcaklığı gören gözler, buranın kasvetli ve distopik çehresine kolay alışamıyor ve hayal kırıklığına uğruyor. Sarayı, meşhur casinoyu, limanını, botanik bahçesini ve bir iki müzeyi gezdiğinizde turu tamamlıyorsunuz. Chocolaterie de Monaco’nun nefis çikolatalı turtasını yiyip Monaco Grand Prix’nin de yapıldığı Port de Fontvielle’de turladınız mı tamamdır. Bizce burada konaklamaya değmez. Monaco’nun bizce en büyük olayı, Monaco Grand Prix’si. F1 şampiyonlarının geçit yeri olduğu, damalı bayrağın havalandığı Monte Carlo sokaklarını bir de o zaman görmek lazım. Bu sene 2018’de 27 Mayıs Pazar günü gerçekleşiyor. Detaylı bilgi için Monaco Tourism Tel: 020-7491 4264

Monte-Carlo Casinosu

3 kere Bond filminin çekildiği, önünde dizi dizi dizilmiş ultra lüks arabaların olduğu (Klasik arabaları hepsine tek geçeriz o ayrı) dünyanın en ünlü kumarhanesi Casino de Monte-Carlo, bu ülkenin para basma makinası. Belle Epoque stilinde inşa edilen yapı, 1879 tarihli. İçinde kumarhane bölümüne ek olarak Monte Carlo Opera Binası ve Bale Salonu da yer alıyor. Eğer Ccasino sizi açmazsa, hemen yanındaki Buddha Bar’ın kesinlikle açacağını düşünüyoruz.

Prens’in Sarayı

İşte Prens 2. Albert ve eşi Prenses Charlene’in yaşadığı, Monaco’nun Le Rocher adlı ikonik yarımadasının tam tepe noktasına konuşlanmış Prens’in Sarayı. Görkemli avlusu, Rönesans stili mimarisi ile göz kamaştıran saray bir zamanların soylu ailesi Grimaldi’ye aitmiş. Zaten şu an Monaco Prensi’nin soyu da bu aileye dayanıyor. Bu sarayın en iyi tarafı, eğer ki saray halkı evde değilse halka açık olması. Evde olup olmadıklarını dışarıdan anlamanın tek yolu, kule bayrağına bakmak. Eğer bayrak yukarıda değilse bu ihtişamlı saraya konuk olabiliyorsunuz. 15. yüzyıldan kalma resimli galeri, meşhur “Mavi Salon” ve taht salonu görülmeye değer. Yazın sarayın avlusunda ücretsiz halk konserleri de düzenleniyormuş. Ayrıca asker değişim töreni de her gün saat 11.55’te oluyor. Bu tip atraksiyonları kaçırmak istemeyenlere duyrulur.

Antik Araba Müzesi

Prens Albert’ten önceki Prens Rainier’in yüzlerce parçadan oluşan kişisel otomobil koleksiyonunun sergilendiği bir müze. Bizce Monaco’nun en görülesi yeri. Müzede, kraliyet ailesinin kullandığı araçlardan, ilk Monaco Grand Prix’sini kazanan 1929 yapımı Bugatti’ye kadar harika araçlar var. Müzenin hemen yanında da Şehir Akvaryumu var. İlginizi çekerse bir taşla iki kuş vurabilirsiniz.

Prenses Grace Gül Bahçesi

Prens Rainier’in eşi, Monako Prensesi ve Ocarlı bir aktris olan Amerikalı film yıldızı Grace Kelly’nim anısına yapılmış eşi Prens Rainier’in isteği üzerine düzenlemiş bir gül bahçesi. Grace Kelly öylesine sevilen bir Prenses’miş ki tüm ülke, o 14 Eylül 1982’de kır evinden Monaco’ya dönerken geçirdiği trafik kazasında öldüğünde yasa boğulmuş. Şimdi ise anısına yapılmış bahçe 7 gün 24 saat ziyarete açık.
 
 

7. Antibes

Nice’ten tren ile yarım saat uzaklıktaki Antibes, en güzel günübirlik rotalardan. Antibes’de yapılacaklar arasında, tarihi limanını turlayıp sahildeki devasa Jaume Plensa heykelini görmek, yokuşlu sokaklarında turlamak, harika patisserilerinden macaron yemek, Picasso Müzesi’ni gezmek mutlaka listenizde olsun. Ayrıca buraya arabayla geldiyseniz, Antibes’e çok yakın İtalyan esintili köy Biot‘ya da uğramak güzel fikir.

Menton, Grasse, Saint Tropez, Marseille bölümlerini ileriki günler de ekleyeceğiz.

2 YORUM

  1. Bülent Yılmaz

    Saint-Paul de Vence, harikulade görünüyor. Önümüzdeki birkaç yazdan birinde, eşimle araba kiralayarak Güney Fransa ve İtalya’yı gezmeyi düşünüyorduk. Yazdıklarınızı ve fotoğraflarınızı görünce tarihi öne çekesimiz geldi:) Bu arada, Sartre, filozof ve yazar diye biliyorum ben. Ressamlığı da mı var yoksa araya isim yanlışlıkla mı yazıldı diye de merak ettim.
    İyi yolculuklar, ikinize de:)

    Cevapla
    • Biz Evde Yokuz

      Selam Bülent, araba ile gezmek gerçekten özgürlük sağlıyor ama ekonomik olmadığı kesin. 😉 Özellikle otopark ücretleri maliyetleri şişiriyor.
      Sartre ile ilgili tatlı dilli yazmışsın, çok teşekkür ederiz nezaketin için. Haklısın, Sartre filozof, yazar, aktivist ve eli boya tutmamış 😉

      Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This