“Yine geldi pazartesi, yine hiçbir şey yapamadan  bitti haftasonu.”

Kirliler sepette iyice yığıldı, annanelerimizi ziyarete yine gidemedik, Ikea’dan 2 ay önce aldığımız uyduruk raf hala kutusunda duruyor, bir arkadaşımızın da doğum gününü kaçırdık ama biz böyle hissetmiyoruz. Az şey sığdırabilsek de, dopdolu bir haftasonuydu bu. Çünkü Istanbul Spring Orienteering Cup’a yarışıyorduk.

1. ETAP

photo1

Cuma akşamı saat 19.00 Sultanahmet’te hiç alışılmadık manzaralar var: 6 minareyi ve kendi kellesini aynı kareye sığdırmaya çalışan turistler dağılmış, yerlerinde bir saniyeye 6 squat sığdırmaya çalışan, ve o soğukta shortlu shirtlü takılmalarından ötürü kalplerinin uranyum pompaladığınından şüphe ettiğimiz kişiler, Daft Punk’a ritim tutturmuş ısınıyorlar.. Enerjiler yüksek, herkesde bir heyecan, bir mutluluk… Yarış ruhu tüm meydana yayılmış, seyyarlara bile bir gözü peklik, bir cevvallilk. Sedece bizim haftasonumuzu değil, şehrin ritmini değiştiren işler görmek ne güzel. Macera Akademisi’nin ellerine sağlık.

19 ve 33 numaralarımızı göğüsümüze takıp, siyah taytlı beylerin arkasında çıkış için sıraya girdik. Seneye biz de mi siyah tayt giysek ne, sanki samurailara karşı yarışacakmışız gibi bir baskıya sokuyor insanı. Arkamızda da her sene istisnasız dereceye giren Kuleli’nin cengaverleri ve altını kimseye kaptırmaya niyeti olmayan çakı gibi yabancılar var. The Avangers’in bir bölümünü çekiyoruzlar falan heralde.

photo2

Çıkış saatimizin gelmesiyle bir elimizde pusula, öbür elimizde harita koşmaya başlıyoruz. Banklardan atlayanlar, çimlerden koşanlar, hurraaa!! Herkes çılgınlarca check pointleri arıyor. Tezgahlarını sabahtan kurmuş olan esnaflar şimdi anlıyorlar sabah sağa sola yerleştirilen turuncu garip şeylerin ne işe yarıdığını. Hepimiz kakara kikiri koşuyoruz. Kestaneci arkamızdan bağırıyor, “Abla! Burda, burda! Hiç gitme!” Elinde de bir point lazer, tezgahın başını bırakmadan yarışa dahil olmanın formüllerini geliştirmiş. Bilmiyor ki herkeste aynı harita yok, olsaydı da o check pointin sırası gelmeden basamazdık. Doğru sırada check pointlerde olmak gerekiyor. Malum yarıştayız, açıklamaya zaman yok.. Biz de durmadan geçiyoruz önünden ama o ısrarla arkamızdan bağırıyor, “Yaw, nereye gidiyon!? Burda dedik ya!” Bir Sultanahmet Cami’ne, bir Gülhane parkına koşuyoruz. Her ağacın arkasından yarışmacı fışkırıyor, zigzaglar çiziliyor, haritalar hışırdıyor. Bir check pointten çıkmış, sıradakine doğru sprint atarken, bu sefer yaşına hürmetten ötürü atlayamadığımız bir çift durduruyor; “Yavrum bu ne yarışı?” Haydaaa… Dayıcım madem anlamışsın yarıştayız, neden durduruyorsun yarışmacıları? “Yön bulma yarışı bey amca”. “O haritalardan mı buluyorsunuz?” Hı hı amcacım. “Haa anladım. Niye öyle uzak uzak koymuşlar ki noktaları. Gördüm çocuklar hep kan ter içinde.” Hadi amcacım, gözünü seveyim amcacım… Bu sırada Afrikan bir işportacı, Gülhane’nin girişini kaçıran yarışmacılara ıslık çalıyor, dilimizi bilmediği için el kol hareketiyle kemeri işaret ediyor. Herkes müdahil, herkes seferber. Müthiş bir his.

Az sonra kestanecinin yanındaki check pointin sırası geliyor. Tabanlara kuvvet koşuyoruz. 54 nolu noktaya check olurken abinin arkamızdan sitemkar sesi geliyor, “Ben sana dediydim burda diye. Dinlemedin ki… Böyle boşuna döner durursun.” Sen de haklısın abi. İnsan iki makas almak istiyor yanaklarından ama finish’e bir kala vakit yok!

3 günlük yarışın ilk ayağını bitirip uyumaya gidiyoruz. Eee, ertesi gün için zinde olmak gerek.

2. ETAP

GOPR0034

Şimdi burda, cumartesi sabahı zımba gibi kalktık yazabilmek çok isterdim ama çok öyle olmadı. Yağmurlu ve buz gibi bir sabaha, hele hele cumartesi sabahına 8’de kalkmak istemiyor tabi vücut. Kendisini harika bir yarış, tatlı insanlar ve bol eğlence vaadleriyle ikna edip, Çekmeköy’deki Taşdelen’e götürdük ama arabadan inerken hala mızmızlıyordu biraz. Neyse ki, samuraiları görmek sıkı bir jump start etkisi yaptı da açıldık. Malesef o vakte kadar kendisi biraz uyuşuk olduğu için çıkış saatimizi kaçırmıştık bile. Bizim suçumuz varsa namerdiz, bütün kabahat onun.

Tepemizde yağmur bulutları, üzerimizde pançolar koşturuyoruz bayır aşağı… Yanımızdan bir Kuleli jet gibi geçerken ABSler tutmuyor, hoooop çamurların içine. Hacıyatmaz gibi hemen kallkıyor, hiç birşey olmamış gibi koşmaya devam ediyor. Gurur duyuyoruz Kuleliler’imizle. Onlardan ilhamlanıp patikasız yerlere dalıyoruz. Balçıklara bata bata çalıların içinden geçerken adeta Oscarlar’da bir kırmızı halı deneyimi yaşıyoruz; herkes dokunmak istiyor, dokundumu da bırakmıyor. Pançoları yırta yırta buluyoruz sonunda check pointi. Bravo bize, dörte birini bitiridik bile ve daha bol bol zaman var!

GOPR0056

Derken korktuğumuz başımıza geliyor. Dün nazlanmaya başlayan dizim, artık baya baya isyan ediyor. Zonkluyor, ağrıyor. Hayıııııır, daha hala yarışın başındayız! Durup bir durum analizi yapmamız lazım. Koşmaya devam edersek yarışı bitirmemize diz izin vermeyecek. İki opsiyon var; ya yarıştan çekileceğiz, yada yürüyerek devam edeceğiz. Yanımızdan 76 yaşında Danimarkalı bir hanımefendi geçiyor, içimizi azim ve umut doldurarak. Yola devam. Bir lastiğimiz patlamış olabilir ama elimizde hala navigasyon becerileri kozumuz var. Onu da geçtim, bu oyunu oynamanın zevki yeter.

Telaşsız ama hakkını vere vere yarışı bitirdik. Biraz sobanın etrafında diğer yarışmacılarla birlikte ısındıktan sonra da evimize döndük. Çok eğlenmiştik ama şu diz problemi moralleri bozuyordu tabi. Kös kös dizimizi buzlarken Macera Akademsi’nden gelen tweet bir anda bizi şenlendirdi: “Bugün madalyanız vardı”. Hayda! Gerçekten mi? Ee süper! Şu buzlama işlemlerine iki birayla devam edelim o zaman!

3. ETAP

GOPR0114

Belgrad Ormanı’ndaki son etapa giderken bir yandan simit kemiriyoruz, bir yandan yol soruyoruz, Belgrad’a çok geldik ama Ayvad Bendi de neresi? Ayvad Bendi içinden şırıl şırıl bir dere akan, piknikçi kalabalıklardan uzak, mis gibi bir yermiş.

Dizde dizlik, cebimizde Temel Reis dopingleri saldırıyoruz hedeflere. Diz çok hızlı gitmemize izin vermiyor ama kendimizce gazlıyoruz. Bugün katılım daha yüksek. Dağlardan tepelerden insan akın akın insan koşuyor. Samurayların arkasında koşan bıdı bıdı ilk okulların, liselerin orienteering klüpleri de var. Onlar ayrı katagoride yarışıyorlar tabi ki.

Parkur ilerledikçe tenhalaşıyor. Ormanla başbaşa kaldıkça bir huzursuz ince ince sızmaya başlıyor. O zaman insana acaba yanlış mı geldim şüphesi çöküyor işte. Ya ormanda kaybolursam? Tam o sırada o check pointi bulmak var ya, çifte bayram! Tekrar tekrar check in olası geliyor insanın.

Peki ya gerçekten ormanda yanlız başıma kaybolursam? Gayet olası birşey bu. Haritayı yanlış okuyup, kendini ıssız bir köşe de bulmak da var tabi. Sonuçta alışmamış göze izohipsi manalandırmak kahve falındaki figürleri manalandırmaktan çok daha zor. Bu kuşkular kalp atışlarını hızlandırmaya başladı mı kendimize şunları hatırlatmamız lazım:

GOPR0139

Kaçkarlar’da değil, Belgrad’dayız. Bu ihtimal göz önünde bulundurularak belirlenmiş bir yarıştasınız. Medeniyet o kadar da uzakta değil.

Belgrad’ın her yeri patika dolu. O patikalar da yollara çıkıyorlar. Haydi geçmiş olsun.

Yanlız değisiniz, profesyonel bir organizasyonun içindesiniz. Saat kaçta çıktığınız, kaçta hangi noktaya check-in olduğunuz belli. Sizi nerde arayacaklarını çok iyi biliyorlar.

Ee, analar babalar da birtanecik çoçuklarının ellerine bir pusula verip ormana salabildiklerine göre…

Yarışma bizi bir dereye getirdi. Bir de baktık kalan check pointleri öbür yakaya koymuşlar. Dereyi geçmemiz lazım. Köprü yok tatlı tatlı geçelim, ip yok Tarzanlık yapalım. Bir tane ağaç devrilmiş ama o da pek bi cılız. Gittiği yere kadar görür bizi ama pek bi kaçarı yok suya batmanın. İlla o paçalar sıvanacak. Önce birimiz geçtik, sonra öbürümüz. Çantalar atıldı, yakalandı, atkılar, bereler sabitlendi, fotograf makinaları uzatıldı falan, o sırada olan oldu, bizim SI suya düştü! Eyvah eyvah! SI’sız olmaz ki! SI (sports identity) olmadan check-in olmamızın yani o hedefe doğru sırada verdığımızı ispatlamamızın imkanı yok. Napıcaz?

Çaresiz yarıştan çekilmeye karar verdik. Bir yandan da oyuna doymamış çocuklar gibi devam etmek istiyoruz, çünkü çok eğlenceli. Annenin istopun en güzel yerinde yemeğe çağırması gibi birşey. Biz yemeği kaçırdığımızı bilsek de oyuna devam etmeye karar verdik. Bir iki kaybolmuş insanla karşılaştık, onları da peşimize taktık, sohbet muhabbet diğer birkaç check pointi de bulduk.

Biz Evde Yokuz’un katıldığı ilk yarışmadan Sultanahmet’ten etabından kazandığımız bir gümüş madalya, iki çift bol çamurlu ayakkabı, üç kayıp insanın bin teşekkürü, 4 miligram salgılanmış adrenalin ve sonsuz gülücükle dönüyoruz.
Harika bir haftasonu için Macera Akademisine kocaman teşekkürler.

Bir dahaki sefere sağlam dizlere ve mümkünse solungaçlara sahip dostlara ihtiyacımız var. Sizi de bekleriz!

GOPR0111

MACERA AKADEMİSİ
Websitesi / Facebook / Twitter

BAŞKA YARIŞLAR?: Macera Akademisi yıl boyunca birçok farklı yarış düzenliyor. Takvimi de bu bağlantıda.
KİM KATILABİLİR?: Harita ve pusula becerisine güvenen her yaşa ve herkese açık.
Erkek ve kadınlar ayrı kategorilerde yarışıyorlar. Bunlar da kendi içinde yaşa göre daha küçük kategorilere bölünmüşler.Yarışmak zorunda değilsiniz, sadece oynamak için katılmak da mümkün.
NE GÖTÜRMELİ?: Kafa lambası (gündüz etaplarında bile yanınızda olsun kaybolma riskine karşı), pusula, spor ayakkabı (tercihen outdoor training) Havaya Göre: güneş gözlüğü, kasket / eldiven, bere, yağmurluk
NASIL HAZIRLANILIR?: Istanbul Orienteering Grubu ile orienteering öğrenebilir yada geliştirebilirsiniz. Oryantiring Federasyonu‘ndan diğer illere dair bilgi alabilirsiniz.
İLETİŞİM: +90 (212) 281 7975 & +90 (212) 281 6019 / info@maceraakademisi.com

8 Yorum

  1. Burcu

    Selam Evde Olmayanlar,
    Ben yukardaki soba başı fotoğrafınızda fonda görünen sarı montlu kız, Burcu 🙂 Sizin yanınızda soba başında t-shirtünü kurutmaya çalışan kişi de eşim, Dinçer.
    Biz sizinle yüz yüze tanışmıştık aslında. Çamur Yarışı’nda yanınıza gelip karavan ve Fiat 500’ün çok sevimli olduğunu söyleyip sizinle sohbet etmiş; sonrasında sizden haberdar olmuştuk. Facebookta sizi takip etmeye başlamıştım ve bugün karavanlı seyahatinizin bittiğini ordan öğrenince siteye girip bir şeyler karıştırmaya başladım. Bir de ne göreyim! Meğer biz sizinle sizi tanımadan önce aktivite arkadaşı olmuşuz bile!
    Taşdelen’in yanı sıra Sultanahmet’te de birlikteymişiz hatta.
    Dünya küçük… Eve çay içmeye çağırasım var sizi bir akşam ama yine en iyisi biz bir sonraki aktivitenin ardından yorgunluk çaylarımızı karşılıklı içelim! 😉
    Tekrar görüşmek üzere!

    Cevapla
    • Biz Evde Yokuz

      Süpermiş 🙂 O zaman haftaya Kurabiye Macera Yarışında karşılaşıyoruz sanki 🙂 Olmazsa da artık ayrıca haberleşelim. Sevgiler 🙂

      Cevapla
  2. kenan

    merhaba orıenteerıng grubunuza katılmak ıstıyorum fakat mesafe ve zaman problemı sebebiyle problem yasıyorum ben düzce de amatörce doga sporlarını yapıyorum aklımda bölgemde uluslararası yarışmaların yapılabılecegı buyuk bır parkur hazırlama dusuncesı var fakat kendı basıma bunu yapmam cok zor sızlerden yardım almak bu sporu bu bölgede yaygınlaştırmak ısterım .Düzce bolgesı 4 mevsımı kısa mesafelerle yaşayabılecegınız herturlu doga yapısının var olduğu bır bolgemızdır .maıl adresimden bana ulaşabılırsınız.

    Cevapla
    • Biz Evde Yokuz

      Biz Evde Yokuz olarak sadece orienteering değil bir çok farklı deneyimi işliyor olacağız. Güncel yazılarımız ve bilgilendirmelerimiz için Facebook ve Twitter’dan bizi takip edebilirsiniz 🙂

      Orienteering konusunda ise sizin için doğru adres Türkiye Oryantiring Federasyonu sanırsak. Web adreslerinde Düzce temsilcisinin bilgileri de bulunmakta.

      Cevapla
  3. Zeynep

    harika yazı + fotoğraflarla ben de yarışmış gibi oldum 🙂 sonraki post ne zaman???

    Cevapla
    • Biz Evde Yokuz

      çok teşekkürler 🙂 mart ayı bitmeden yeni deneyimler post edeceğiz 🙂

      Cevapla
  4. ozgehan

    cok guzel yazmıssınız..

    fotograflar da cok hoş olmuş..

    tebriks 😉

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.