PARİS’İN SANSASYONEL MAHALLESİ MONTMARTRE’TA YÜRÜYÜŞ ROTASI

Paris’in yaramaz çocuğu Montmartre’sız bir Paris gezisi planlamayı aklınızın ucundan bile geçirmeyin! Semtin ikonunun Sacré Coeur Kilisesi olduğuna bakmayın, Montmartre’nin asıl cazibesi Paris’in ününe ün katan sanatçıların ve Paris burjuvazisinin sansasyonel partilere dolu hayatlarına anahtar deliğinden bakma imkanı sağlaması ve elbette ki sempatik sokakları.

Bir zamanlar Montmartre Paris’in uzak bir banliyösüymüş. Kiralar şehir merkezine göre daha düşük olduğu için karın tokluğuna sanatlarını icra eden sanatçıların, civar kabarelerde performans sergileyen dansçıların, genelev çalışanlarının, toplumdan dışlanmışların ikametgahı olmuş. Şehrin resmi sınırlarının dışında kalmasının bazı avantajları da olmuş tabi. Mesela alkol gibi bazı lüks tüketim ürünlerinin vergilerine tabi değilmiş ve bu da Montmartre’yi Parisliler için bile cazip bir kaçamak yerine dönüştürmüş. Öyle ki hafta sonları buradaki kabareler ucuz alkol ve gece hayatı için şehir merkezinden gelen Parisliler ile dolup taşmaya başlamış. Böylece 20. yüzyılda ucuz alkolün, afyonun ve fuhuşun ateşlediği partilerle büyüyerek hem sanat tarihinin, hem de Paris’teki sosyal hayatın çehresini değiştirmiş.

Özellikle de Orsay Müzesi‘ni gezdikten sonra kafanızda tüm parçalar öyle güzel birleşecek ki… Degas, Van Gogh, Toulouse-Lautrec, Dali, Monet ve Manet gibi sanatçıların tablolarında hangi çıplak model aslında Montmartre’de bir kankan dansçısıymış, hangi soylu ailenin itilmiş gayri meşru çocuğu burada meşhur bir ressama dönüşmüş, Picasso, Dali gibi isimler hangi mekanlarda takılıp fikir çarpıştırırmış, semtin nerelerinden ilham alarak hangi meşhur tabloları yapmışlar, hangi ressamla sevgili olan hayat kadını kendini geliştirerek başarılı bir ressam olmuş, zamanla Paris burjuvası nasıl Montmartre eğlencelerine akın etmiş  gözlemleyecek, semtin sanatı, sanatın semti nasıl meşhur ettiğine tanıklık edeceksiniz.

Aynı zamanda Paris’in en fotojenik mahallelerinden birisi. Güzel kareler yakalamak isteyenler için çokça fırsat barındırıyor. Bu rehberimizde hem 19. ve 20. yüzyıl Paris’i gezecek hem ünlü sanatçıların izini sürecek hem de güzel kareler yakalayacaksınız.

Nasıl Planlamalı?

Fotoğraf Kaynak: Jeff Frenette / Unsplash

Rotamızda çok madde görmek sizi yanıltmasın, tam turu yapmak bile sadece yarım gününüzü alır. Zaten Sacre-Coeur ve Montmartre Müzesi dışında içine girerek gezeceğiniz az yer var. Çoğu önünde durup bakarak deneyimleyeceğiniz şeyler ya da fotoğraf noktaları.

Eğer yarım gün ayırabiliyorsanız rotayı bu yazıdaki akıştaki gibi yapın: 12. numaralı metro ile Abbesses istasyonuna gelin. Haritadaki numaraları izleyerek ve sokaklarını keşfederek Montmartre’ın tepesine doğru çıkın. Tur sizi zirvedeki Sacre-Coeur’e çıkardıktan sonra 22 numaradaki fünikülere getirecek. İsterseniz fünikülere binerek, isterseniz yürüyerek Anvers metrosuna inebilirsiniz. Böylece metro yardımıyla  komşu mahalledeki kalan 3 noktayı da kolaylıkla gezebilirsiniz. Zaten hepsi birer durak arayla.

Eğer 2 saate sıkıştırmak isterseniz de Sacre-Coeur’e yakın durak olan 2 numaralı mavi hat üzerindeki Anvers istasyonuna gidin ve buradan fünikülere binerek direkt bazilikaya çıkın. Fotoğraf noktalarına takılmazsanız 2 saatlik bir yürüyüş rotası ile Montmartre’ı gezebilirsiniz. Komşu mahalledeki Moulin Rouge, Duperre basket sahası ve Cafe des Deux Moulins’i metro ile gezmek içinse ekstra bir 45 dakikaya daha ihtiyacınız var.

Gündüz değil de gece hayatı sizin için ön plandaysa saat 16.00 gibi buralara varın. Müze gezecekseniz ya da hava erken kararıyorsa da 15.00 gibi. Mahelleyi gezdikten sonra South Pigalle’in (kısaca SoPi) stil sahibi mekanlarında ya da bohoların favorisi Canal St-Martin’de Berlin’i andıran mekanlarında yiyip içebilirsiniz.

Uyarı: Yankesiciler turisk kalabalıklarını çok sevdiklerinden buralarda çantanız, fotoğraf makinanıza biraz daha dikkat edin. Yeme-içmeden konaklamaya, Paris hakkında diğer her konu için ise Paris Gezi Rehberimize de mutlaka bir göz atın deriz.

Dünyanın En Ünlü Kabareleri Burada

Montmartre planlarınıza eklemenizi önerebileceğimiz bir şey de akşam cabaret izlemek. Dünyanın ilk “cabaret”si 1800’lerde Montmartre’da açılmış. Daha sonra ardı ardına açılan kabareler sadece Paris’i değil, dünyayı kasıp kavurmuş.

Bugüne kadar gelebilmiş 2 cabaret var:
1. Moulin Rouge: Gözalıcı kostümleri, seksi şovları ve şık venüsü ile ünlü, sinemadan müziğe bir çok önemli esere ilham olmuş, dünyaca ünlü Moulin Rouge. Gözünüzü dolduracak bir şov izlemek istiyorsanız burayı tercih edin. Biletlerinizi son dakikaya bırakmayın! Farklı bilet çeşitlerini ve fiyatlarını tıklayacak inceleyebilirsiniz.

2. Lapin Agile: Bir dönem sanatçıların uğrak yeri olan, çok daha samimi bir ortama sahip ve neredeyse her akşam canlı müzik dinleyebileceğiniz Lapin Agile. Beklentimiz Moulin Rouge gibi bir sahne şovundan ziyade sıcak bir bar ortamında Fransızca müzik dinlemekse buraya tercih edin. Giriş 28 Euro.

Artık kabareler bohem Parislilerin uğrak yerleri olmaktan çok turistlerle dolup taşıyorlar. Yine de eski zamanların ruhuna bürünmek ve eğlenmek için değerlerdirmenizi tavsiye ederiz.

Not: Unutmayın, bir de Şanzelize’de Lido var.
– Sadece show bileti için tıklayın.
– Show + Şampanya kombolu bilet için tıklayın.
– Show + Yemek menülü bilet için tıklayın.

Montmartre Yürüyüş Rotası

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Montmartre’a yarım gün ayırabileceklere tavsiyemiz şimdi bahsedeceğimiz yürüyüş rotasını yürümeleri. Elbette ilgi alanınıza göre rotadan sapmalar, maddeleri pas geçmeler yapılabilir. Zaten hangi durakta ne bulmayı bekleyebilirsiniz gibi konuları her maddenin altında detaylıca anlattık. Rotaya özel hazırladığımız haritadan da ne, nerede, nereye yakın kolaylıkla seçebilirsiniz.

Haritayı zoom yaparak detaylı görüntüleyebilirsiniz.

Gezilcek Yerler

  1. Abbesses Metro İstasyonu
  2. Seni Seviyorum Duvarı
  3. Maison Collignon
  4. Le Bateau-Lavoir
  5. Le Petit Moulin
  6. Moulin de la Galette
  7. Le Moulin Blute-Fin
  8. Le Passe-Muraille
  9. Suzanne Buisson Parkı
  10. Dalida Büstü
  11. La Maison Rose
  12. Vignes du Clos Montmartre
  13. Au Lapin Agile
  14. Musée de Montmartre
  15. Erik Satie Evi
  16. Place du Tertre
  17. Le Consulat
  18. Dalí Paris
  19. Saint-Pierre de Montmartre
  20. Sacré-Cœur Bazilikası
  21. Sinking House
  22. Montmartre Füniküleri
  23. Saint-Pierre Atlıkarıncası
  24. Anvers Metro İstasyonu
  25. Duperré Playground
  26. Moulin Rouge
  27. Café des Deux Moulins

Yeme-İçme

  1. Pink Mamma
  2. Le Très Particulier

Diğer Fotoğraf Noktaları

  1. Villa Léandre Sokağı
  2. Montmartre Su Rezervuarı ve Renkli Merdivenler

1. Rotaya Şehrin Simgelerinden Biri Olan Abbesses Metrosu İstasyonu’ndan Başlayın

Fotoğraf Kaynak: wikimedia.org

12 numaralı metro hattına binip Abbesses durağında inin. İnince çıkacağınız meydan Place des Abbesses olacak. Tam burada Paris metrosunun Hector Guimard imzalı Art Nouveau üslubundaki ikonik girişlerinden birini bulacaksınız. Bugün şehrin sembollerinden olan metro girişleri 1978’den beri tarihi anıt statüsünde. Biz de Montmartre turumuzu, 1900’den beri orjinal cam tacını koruyan 3 istasyondan biri olan Abbesses durağından başlatıyoruz. (Diğer ikisi Châtelet çıkışlarından biri olan Porte Dauphine ve Place Sainte-Opportune).

Paris’in Art Nouveau Detaylı Tarihi Metro İstasyonları

İlk hattı 1900’de Exposition Universelle etkinliği için inşa edilip hizmete açılmış olan Paris metrosu dünyanın en eski ve büyük metrolarından biri. O dönemin popüler sanat akımı ise doğal formların, zarif eğrilerin, iç içe çiçek ve bitkilerin ağırlıklı olduğu Art Nouveau. Haliyle Métropolitain Parisien şirketi tarafından inşa edilen Paris metrosunun tasarımında da bu üslup kullanılmış.

Şirket metro girişlerini Art Nouveau sanatının ülkedeki en önemli temsilcisi Hector Guimard’a sipariş vermiş. Bu girişler iki tipte tasarlanmış: Dikdörtgen planlı A tipi ve oval planlı B tipi. Abbesses metro durağı aynı zamanda Hector Guimard imzalı A tipi cam taçlı girişlerin günümüze kalan son örneği.

1. hattan bahsedip neden 12. hatta atladığımızı soracaksınız. Nedeni Art Nouveau girişin orijinal yerinin 1. hattaki Hôtel de Ville durağının Rue de Lobau çıkışı olması. Kendisi 1974’te oradan çıkarılıp 12. hattaki Abbesses durağına taşınmış. Konum için tıklayın. Haritada 1 numara.

2. Le Mur des Je T’Aime / Seni Seviyorum Duvarı

Fotoğraf Kaynak: www.viator.com

Montmartre’nin en cheesy duraklarından olan Le Mur des Je T’Aime’i görmek elzem değil ama diğer taraftan da zaten metro istasyonunun dibindeki Jehan Rictus parkında olduğundan neden uğramayasınız? 40 metrekarelik duvar sanatçılar Fédéric Baron ve Claire Kito iş birliğinde 2000’de oluşturulmuş. Duvarın üzeri 250 dilde “Seni seviyorum” ifadesinin yer aldığı 612 çini ile kaplı. Konum için tıklayın. Haritada 2 numara.

3. Amélie Poulain’in Evi Maison Collignon

Amélie Poulain hayranları buraya!

Filmin 2 önemli seti Montmartre’ta bulunuyor: Birisi altındaki bakkal Marché de la Butte Maison Collignon’dan tanıdığımız Amélie’nin evi, diğeri de Amélie’nin garsonluk yaptığı Café des Deux Moulins.

Rue de Trois Frere üzerindeki bakkal halen daha meyve, sebze ve diğer yiyeceklerin yanı sıra Amélie’nin birkaç hediyelik eşyasını, kartpostallarını ve posterlerini satıyor. Konum için tıklayın. Haritada 3 numara.

4. Picasso’dan Matisse’e Tarihe Geçen Birçok Sanatçının Yaşadığı Le Bateau-Lavoir

Fotoğraf Kaynak: wikimedia.org

Rotaya devam edip sanat tarihinde kendine önemli bir yer edinmiş birçok büyük isimin bir zamanlar ikamet ettiği Le Bateau-Lavoir’u görün. Kim buradan geçmemiş ki? Picasso, Henri Matisse, Guillaume Apollinaire, Georges Braque, Max Jacob’ın, André Derain, Jean Cocteau, Maurice Utrillo, Amedeo Modigliani…

20. yüzyılın başlarında, sanatçıların çekim merkezi olan Montmartre’da Bateau-Lavoir gayriresmi bir sanatçılar kulübü haline gelmiş ve sanat simsarlarının da uğrak yeri olmuş.

20 küçük stüdyo daireye bölünmüş olan binaya “Le Bateau-Lavoir” (Yıkama Teknesi) takma ismini Fransız şair Max Jacob uygun görmüş. Çünkü oldukça karanlık, köhne görüntüsü sebebiyle konuttan çok hurdacıyı andıran yapı fırtınalı günlerde sallanıp gıcırdayarak Seine Nehri üzerinde çamaşır yıkama olanağı veren eski yıkama teknelerini anımsatıyormuş. Cepheye asılan çamaşırlar da tuzu biberi olmuş.

Kübizm’in İlk Sesleri Le Bateau-Lavoir’da Duyulmuş

Hatta binaya 1903’te taşınan Picasso, 1905’te Çiçek Sepetli Genç Kız ve Pipolu Çocuk gibi eserlerini, 1907’de ise en dikkat çeken eserlerinden, sanat tarihçileri tarafından Kübizm’in öncüsü olan resim kabul edilen “Les Demoiselles d’Avignon“u Bateau-Lavoir’da ikamet ederken yapmış.

1914’te I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ardından, Bateau-Lavoir’da ve Montmartre’da yaşayan sanatçılar başka yerlere, özellikle de Montparnasse bölgesine taşınmaya başlamışlar. Mayıs 1970’de çıkan bir yangın Bateau-Lavoir’ın çoğunu yok etmiş. Ondan geriye sadece cephesi kalmış. 1978’de restore edilen yapı bugün yeniden ayağa kaldırılmış. Ziyarete açık olmasa da bir zamanlar o büyük sanatçıların burada neler neler ürettiklerinin hayalini kurmak serbest. Konum için tıklayın. Haritada 4 numara.

5. Yanaklarını Sıkmalık Bir Mini Paris Bistrosu Le Petit Moulin

Fotoğraf Kaynak: www.facebook.com/lepetitmoulinparis

Pelikanlı hoş cephesi ile güzel bir fotoğraf noktası olan tipik Fransız bistrosu. Ama tabi biz buraya bir klasik bir Montmartre karesi haline gelen cephesi nedeniyle yer verdik, iştahınızı yeme içme bölüne saklayın. 😉  Konum için tıklayın. Haritada 5 numara.

6. & 7. Sansasyonel Partilerin Adresi Moulin Radet (Le Moulin de la Galette) ve Le Moulin Blute-Fin

Daha önce bahsettiğimiz gibi, Montmartre 20. yüzyıl ve öncesinde şehrin dışında bir köymüş. Bunun gözle görünür kanıtlarından biri de 18. yüzyıldan bugüne kalan ikonik yel değirmenleri. Montmartre’ta aslında 12 tane yel değirmeni varmış ama şu an iki tanesi ayakta. Biri 1717 tarihli Moulin Radet diğeri de 1622 tarihli Moulin Blute-Fin.

Amélie’in çalıştığı Cafe des Deux Moulins de ismini bu iki değirmenden alıyor. İkisi de zamanında un öğütmek veya şarap yapımında kullanılacak üzümlerin ezilmesi için kullanılıyormuş. Radet ve komşusu Moulin Blute-Fin’i Van Gogh’un tablolarında yan yana bulabilirsiniz.

Guinguette Kültürü ve Montmartre Partileri

Şu an Radet’in altı Le Moulin de la Galette adlı bir restoran. Restoran da adını 19. yüzyılda burada açılmış, döneminin en meşhur “guinguette”i yani bira bahçelerine benzeyen, müzikli, danslı, yemekli, içkili açık hava kabaresinden alıyor. Eksisi kadar yaygın olmasa da hala Paris’te guingeuette’ler var ve oldukça popülerler. İsterseniz modern öncüleri Rosa Bonheur ve La Belle de Gabut‘a uğrayabilirsiniz.

18. yüzyıl boyunca şehir dışı olarak sayılan Montmartre’da şehir gümrüğünün dışında kaldığı için vergilerden muaf tutuluyordu. Özellikle de alkol oldukça ucuzdu. Bu durum da ucuz içki, gösteri dünyası ve fuhuş ekseninde bir eğlence endüstrisinin gelişmesine zemin hazırladı. Özellikle de pazar günleri yapılan guinguette partileri, Parislilerin eğlenmek ve ucuza sarhoş olmak için geldikleri popüler aktiviteler haline gelmişti.

1809’da iki değirmen de çiftçi olan Debray ailesi tarafından satın alınmış. Aile değirmende öğüttükleri unlardan “galette” adı verilen ve bir bardak sütle tüketilen Fransız hamur işini yapıp satmaya başlamış. 1830’a gelindiğinde ailenin oğlu fırıncılığı bırakıp “Moulin de la Galette” adlı bir “guinguette” açmaya karar vermiş. Böylece “galette”lerin yanında içilen sütün yerini şarap almış ve mekan döneminin ünlü kabarelerinden biri haline gelmiş.

Ünlü Tablolara İlham Veren Partiler

Bal du Moulin de la Galette, Renoir

İşte bu açık hava dans, sosyalleşme ve eğlence mekanını Fransız sanatçı Auguste Renoir’ın Orsay Müzesi’ndeki 1876 tarihli tablosu Bal du Moulin de la Galette ve Henri de Toulouse-Lautrec’in 1889 tarihli Au Bal du Moulin de la Galette tablosundan hatırlayacaksınız. Konum için tıklayın. Haritada 6 numara.

Şehrin Ayakta Kalan Diğer Değirmeni Le Moulin Blute-Fin

Rue Lepic üzerinde biraz daha ilerlediğinizde Radet’e göre daha eski olan Le Moulin Blute-Fin yer alıyor ama ne yazık ki Radet gibi dışarıdan görülemiyor. Moulin de la Galette arazisinin arkasında kalan özel bir mülke ait yerde bulunuyor. İlla ki ucundan görmek isterim derseniz arka sokak olan Av. Junot’dan ucundan görebilirsiniz. En önemli özelliği hala çalışır vaziyette olması. Konum için tıklayın. Haritada 7 numara.

8. Ünlü Roman Le Passe-Muraille (Duvardan Geçen)’i Anlatan Heykel

Fotoğraf Kaynak: www.linternaute.com

Hemen yan sokağa ilerlediğinizde Fransız romancı, çocuk edebiyatçısı, mizah, senaryo ve oyun yazarı olan Marcel Aymé’in 1941 tarihli Le Passe-Muraille yani Duvardan Geçen romanındaki Duteilleul karakterinin duvardan çıkan adam heykelini göreceksiniz. Heykelin buraya yerleştirilme nedeni yazarın evinin de hemen yolun devamındaki Rue Norvins’de olması. 1989’dan beri yoldan geçenleri hayrete düşüren bu heykel Marcel Aymé’ye bir saygı duruşu niteliğinde.

Oyuncu, yazar ve heykeltıraş Jean Marais tarafından tasarlanan bronz heykelin suratına baktığınızda ise Mösyö Dutilleul yerine Marcel Aymé’ninkini göreceksiniz. Kitapta geçen hikayeye göre bir gün duvarların içinden geçebilmek gibi olağanüstü bir yeteneği olduğunu keşfeden Dutilleul gücünü kafasına göre kullanarak sonunda onu kaybeder ve kendini Montmartre’daki evinden çok da uzakta olmayan bir duvarın içinde sonsuza kadar hapsolmuş bulur. İşte Jean Marais’in yaptığı bu heykelle kurgudan gerçeğe geçiyoruz. Tek fark Dutilleul yerine Aymé duvardan çıkarak özgürlüğüne kavuşuyor. Konum için tıklayın. Haritada 8 numara.

9. Montmartre’a İsmini Veren Aziz Denis’in Heykeli

Çok etkileyici değil ama madem oradan geçiyorsunuz Suzanne Buisson Meydanı’ndaki Aziz Denis heykeli ve çeşmesini de görebilirsiniz. Paris’in ilk piskoposu Saint Denis, Montmartre tepesinde şehit edilmiş ve aziz ilan edilmiş. Zaten Montmartre’ın ismi de şehitlerin dağı anlamına gelen “Mons Martium”dan geliyor. Hatta 9. bölgede, Montmartre’a çıkan bir sokağa da “Rue des Martyrs” yani şehitler sokağı adı verilmiş.

Tüm bunlar bir yana Suzanne Buisson parkındayız ama Suzanne Buisson kim diyeceksiniz. Kendisi 1938’de Hitler rejimine karşı direniş örgütünün başında olan sonrasında Gestapo tarafından yakalanarak Auschwitz’e gönderilen Yahudi kadın direnişçi.

Aziz Denis’in Efsanevi Yürüyüşü

Efsaneye göre MS. 250’lerde Hristiyanlık öğretilerini yaydığı için Romalılar tarafından bu tepelikte başı kesilen aziz başı kollarında altı kilometreden fazla yürümüş ve yol boyunca buradaki çeşmede temizlemek için durmuş. Sonra da bugün Paris’in hemen dışındaki bir bölgeye de ismini veren Saint Denis’te sonradan Saint Denis Katedrali’nin inşa edildiği yerde de ölmüş. Heykel 1941’den kalmaysa da çeşme çok daha eski. Hatta bir zamanlar kutsal su kaynağı olarak kabul edilmiş. Çeşmeden su içen kadınların eşlerine ömür boyu sadık kalacaklarına inanılırmış. Konum için tıklayın. Haritada 9 numara.

10. İşte Ünlü Bir Montmartrelı Daha: “Paroles Paroles Paroles”i Söyleyen Dalida

Fotoğraf Kaynak: wikimedia.org

Parktan çıkar çıkmaz karşınıza Fransız müziğinin ikon isimlerinden Dalida’nın büstü çıkacak. Sadece ismini andığımızda bile kafamızın içinde Paroles Paroles ya da Ajda Pekkan versiyonu ile Palavra Palavra şarkısı çalıyor. Kendisi de bir zamanlar bir Montmartre sakiniymiş. Ne yazık ki o dönemde ulaştığı şöhretin yükü altından kalkamayıp 3 Mayıs 1987 gecesi Montmartre’daki evinde intihar etmiş ve bize 700’den fazla şarkıdan oluşan bir repertuar bırakmış. 1997’den beri de bronz büstü burada sergileniyor. Konum için tıklayın. Haritada 10 numara.

11. Fotoğraf Avcılarının Favorisi La Maison Rose

Fotoğraf Kaynak: Bastien Nvs / Unsplash

Montmartre’ın en güzel yanı sokakta yürürken aniden karşınıza La Maison Rose gibi şeker tadında mekanlar çıkıveriyor olması. Aslında kısa bir kahve molası verebileceğiniz, acıktıysanız soğan çorbası gibi klasik Fransız aperatiflerini bulabileceğiniz küçük bir café ama aynı zamanda şehrin en favori Instagram fotoğrafı noktalarından biri. Konum için tıklayın. Haritada 11 numara.

12. Alkol & Partiler Üzerine Kariyer Yapmış Montmartre’ın Bağı: Vignes du Clos Montmartre

Fotoğraf Kaynak: wikimedia.org

Sadece Paris çevresinde 150 tane butik bağ olduğunu biliyor muydunuz? Vignes du Clos Montmartre da Montmartre mahallesinin butik bağı ve tüm şehrin en eskisi. Gayrimenkul firmalarının araziyi satın almasını engellemek için 1933’te Paris Belediyesi tarafından satın alınan arazide 1934’ten beri bağcılık yapılıyor. Parisliler belediyenin bu jestini o kadar beğenmiş ki girişime inanılmaz bir destek vermişler.

Geleneksel Montmartre Bağbozumu Festivali

Bağda 1935’den beri her yıl Ekim ayının ikinci cumartesi pazarında düzenli olarak bağbozumu kutlanıyor. Üzüm bağı sadece Fête des Vendanges de Montmartre denilen bu birkaç gün boyunca rehberli turlarla halka açık oluyor. Buradan çıkan üzümlerle her yıl yaklaşık 1000 şişeye kadar “Clos Montmartre” üretiliyor, müzayedede açık arttırma ile satılıyor ve geliri yerel yardım projelerine gidiyor. Duyduğumuza göre üretilen şarabın kalite anlamında öyle önemli bir değeri yok ama işin içinde sosyal sorumluluk olduğu için fiyatlar pahalı oluyor.

O hafta boyunca bir zamanlar yel değirmenleri, küçük çiftlikler ve üzüm bağlarıyla dolu bir “Fransız köyü” olan Montmartre’ın kırsal köklerine ve doğasına bir saygı duruşu niteliğinde etkinlikler gerçekleştiriliyor. Montmartre’ın Rue Saint-Éleuthère, Rue du Mont-Cenis, Rue Azaïs, Parvis du Sacré-Coeur ve Rue du Cardinal Guibert sokaklarında Noel pazarlarını andıran yiyecek içecek standları kuruluyor. Konum için tıklayın. Haritada 12 numara.

13. Paris’in En Sevimli Kabaresi Au Lapin Agile

Cabaret Au Lapin Agile, Paris’in, Max Jacob’dan Pablo Picasso’ya, 20. yüzyılın başlarındaki sanatçı bohemlerin favori buluşma noktalarından biri olan ve bugün hala faaliyetteki tarihi kabaresi. Her akşam mikrofonsuz ve ses sistemsiz, tamamen çıplak sesle yapılan, akordeon eşliğindeki canlı performansların olduğu, samimi bir bar ortamı bulmayı bekleyebilirsiniz. Akşam programına bilet almak ya da karikatürist Andre Gill’in mekana tabela olarak çizdiği, tencereden çıkan tavşan muralını fotoğraflamak isteyebilirsiniz. Konum için tıklayın. Haritada 13 numara.

14. Montmartre Müzesi: Sanat Ve Semtin Birbirine Örülüş Hikayesi


Montmartre’ın partileri sanatı, sanat da Montmartre’ı büyütmüş ve birbirlerinin ünlerini dünya arenasına taşımışlar. Bu bölgenin bohem ve sanatsal geçmişini daha yakından tanımak isteyenlere tavsiyemiz Montmartre Müzesi’ni gezmeleri. 17. yüzyıldan kalma bir malikane içinde olan müzede bir dönem Renoir, Utrillo ve Dufy gibi Montmartre’da yaşamış ve burayı atölyesi yapmış çeşitli dönemlerden sanatçıların tabloları, litografileri ve belgeleri sergiliyor.

Özellikle de 1875’ten 1877’ye kadar burayı stüdyosu olarak kullanmış ve kimi başyapıtlarını burada resmetmiş Auguste Renoir’ın adını taşıyan müze bahçesini ve 1912-1926 yılları arasında bu malikanede yaşayıp çalışan ressam Suzanne Valadon’un atölyesini atlamayın. Gelmişken müze bahçesindeki Café Renoir’de bir şeyler içip keyif yapın. Çalışma Saatleri: Salı günleri hariç her gün 10.00 – 18.00. Websitesi Adres: 12 Rue Cortot, 75018 Tel: +33149258939 Konum için tıklayın. Haritada 14 numara.

15. Gnossienne Serisi İle Kalbimizi Eritmiş Olan Erik Satie’nin Evi

Montmartre Müzesi ile aynı sokakta, Fransız besteci Eric Satie’nin 6 numaraki evinden geçin. Erik Satie Montmartre’taki bu binada, 1887-1898 yılları arasında ev sahibinden kiraladığı bir göz odada yaşamış. Aslında 2008’e kadar bir müze olan evi daha doğrusu odayı gezebiliyormuşsunuz. İçinde Satie’ye ait eşyalar varmış ama müze finansal destek alamadığı için kapatılmış. Siz yine de yol üzerinde geçerken evi dışarıdan görebiliyorsunuz. Konum için tıklayın. Haritada 15 numara.

16. Ressamlar Tepesi (Place du Tertre)’nde Bob Ross’ları İzleyin


Şimdi geldik Montmartre’ın kalbi Ressamlar Tepesi denilen Place du Tertre’e. 1635’de Montmartre köyünün merkez meydanı olan alan 18. yüzyılın sonundan Birinci Dünya Savaşı’na kadar, Montmartre’ın bohem sakinleri ressamlar, yazarlar ve şairlerin buluşma noktası olagelmiş. Şimdi ise turistler için her gün şövalesini kuran sokak sanatçılarıyla ve kafelerle dolu cıvıl cıvıl bir yer.

Ressamlar Tepesinde Ressam Olmak O Kadar Da Kolay Değil

Genel kanının aksine Place du Tertre’de ressam olmak aslında oldukça zor. Çünkü yerel belediye tarafından belirlenen sınırlı sayıda kontenjan var. Her yıl, kontenjanda sadece beş veya altı yeni nokta açılıyor. Bu da genelde sanatçının kendi isteği ile meydanı bıraktığı veya vefat ettiği zamanlar oluyor. Bu meydanda resim yapma izni alabilmek için sanatçıların eserlerinin bir portfolyosunu sunması ve kabul edilmeleri gerekiyor. Sanatçılara, değişen günlerde iki sanatçı arasında paylaşılması gereken yaklaşık 3 metrekarelik küçük bir alan tahsis ediliyor. En nihayetinde yetkililerin sıkı seçim sürecini geçen 300 ressam, etrafı cafelerle çevrili bu meydana tuvallerini kuruyor. Kimisi müşterilerin karikatürlerini ya da portrelerini çiziyor kimisi Paris tablolarını satıyor.

“Bistro” Kelimesi Bu Meydandan Çıkmış

Buradaki La Mère Catherine isimli bistronun iddiasına göre “bistro” kelimesi burada icat edilmiş. Napolyon Savaşları sırasında 1814’te Paris’e gelen Rus askerleri saflarına katılmadan önce bir şeyler yemeye içmeye geldikleri mekanda aceleyle “bistro bistro” yani çabuk çabuk diye bağırmasından dolayı Fransızca’ya hızlıca basit yemekler çıkartan yer olarak geçmiş.

NOT: Kafelerin tıklım tıklım dolu olduğuna bakmayın, fiyat-performans olarak beklentileri karşılamıyor. Klasik turistik işletmeler. Yine de geleni geçeni izlememek için kendinize bir kahve ısmarlamayabilirsiniz tabii. Ünsüz bir köşede 2,5 Euro olan espresso buralarda 6’a çıkıyor. Konum için tıklayın. Haritada 16 numara.

17. Kartpostallardan Tanıdığınız Le Consulat

Bir cafe olarak Le Consulat, bir zamanlar Claude Monet, Pablo Picasso, Vincent Van Gogh gibi ustaların, Montmartre civarındaki uğrak yerlerinden biri. Fakat şimdilerde kırmızı yeşil tentesi ve tipik Fransız cafesi hasır sandalyeleriyle mahallenin en gözde fotoğraf noktalarından. Yine de kahve molası vermek veya soğan çorbası içmek için uğrayabilirsiniz. Hava güzelse cafenin önündeki masaları kapmaya çalışın. Konum için tıklayın. Haritada 17 numara.

18. Montmartre Sakinlerinden Dalí’nin Müzesi

Fotoğraf Kaynak: wikimedia.org

Başta resim, heykel, gravür, nesne ve mobilyalar olmak üzere Salvador Dali imzalı 300 Sürrealist sanat eserlerinin sergilendiği butik bir müze. İlginizi çekmiyorsa pas geçebilirsiniz. Bizce Montmartre’da tek bir müze gezecekseniz bu Montmartre Müzesi olsun. Websitesi Çalışma Saatleri: Çarşambadan cumaya 13.00 – 17.30 saatleri, cumartesi pazar günleri 11.00 – 17.30 saatleri arasında. Pazartesileri kapalı. Tel: +33142644010 Konum için tıklayın. Haritada 18 numara.

19. Fark Edilmeye Değer Saint-Pierre de Montmartre Kilisesi

Saint-Pierre de Montmartre kilisesi Sacre Coeur Bazilikası öncesi son durak. Bu kilise Paris’teki en eski kiliselerden biri. 1147 yılında inşa edilen Saint-Pierre de Montmartre Kilisesi aslında 1914 tarihli olan Sacre Coeur Bazilikası’ndan yüzyıllarca yaşlı olmasına rağmen onun şöhretinin gölgesinde kalmış bir yapı. Az sonra bazilikayı gezecekseniz kiliseye dışarıdan bakıp yola devam edebilirsiniz. Konum için tıklayın. Haritada 19 numara.

20. Paris’e Hakim Sacré-Cœur Bazilikası

Fotoğraf Kaynak: Pierre / Blache

Sıra geldi Montmartre’ın modern simgesi haline gelmiş, Notre Dame de Paris’den sonra tüm Fransa’nın en çok ziyaret edilen 2. dini yapısı “Kutsal Kalp” anlamına gelen Sacré-Cœur Bazilikası’na.

Aziz Denis olayı ve Saint Pierre Kilisesi kısmında bahsettiğimiz üzere Montmartre Hristiyanlığın ilk yıllarından itibaren kutsal kabul edilen bölgelerden biri olagelmiş. Bu kutsallık atfında bölgenin en yüksek rakımlı yeri olmasının da payı büyük. Fakat bu kutsallıkta en az pay Sacré-Cœur Bazilikası’nın. Çünkü kendisi aslında çok yeni bir dini yapı. 1874’te Fransa-Prusya Savaşı sırasında hayatlarını kaybeden Fransızlar’ın anısına yapılmasına karar verilen bazilika, finansal ve teknik konular yüzünden ancak 1914’te bitebilmiş. Sonrasında patlak veren Birinci Dünya Savaşı nedeniyle de 1019’a kadar kutsanamamış. Resmi olarak 1923’te her şeyiyle tamamlanmış.

Dört kubbeli yapısıyla ilhamını Roma, Bizans ve Ayasofya’dan alan eklektik bir mimariye sahip olan bazilika, Fransa’nın en büyük kilise mozaiğine ve 18.835 kilogram ağırlığı ile en büyük kilise çanına da ev sahipliği yapıyor. Paris’e hakim konumu ise önündeki merdivenleri keyifli bir seyir terası yapıyor. Bazilikanın önündeki meydanda sokak sanatçılarının her daim keyifli performansları oluyor. Manzaraya biraz daha yukarıdan bakmak isterseniz bazilikanın kubbesine de çıkabilirsiniz. Ama en az 300 basamağı göze almanız gerekiyor. Konum için tıklayın. Haritada 20 numara.

21. Sinking House / Batan Ev’de Klişe Bir Fotoğraf Karesi

Instagram’da bu batan ev kesinlikle karşınıza çıkmıştır. Bu nokta Paris’in en popüler fotoğraf noktalarından biri. Bizce gerçekten de havalı bir optik illüzyon.

Sacre-Coeur’e vardığınızda sağ tarafınızda bir sıra çimenlik olduğunu göreceksiniz. İşte batan ev onun arkasında kalıyor. Batan ev dediğimiz yapı ise aslında Rue Lamarck üzerinde kalan ve Appartement L’Envol adında bir otel.  Konum için tıklayın. Haritada 21 numara.

22. & 23. Montmartre Fünikülerine Binerek Tepeyi İnin Ya da Yürüyerek Parkın İçindeki Saint-Pierre Atlıkarıncası’nı Fotoğraflayın

Montmartre’daki turumuzun sonuna geliyoruz. Artık avaş yavaş aşağıya doğru inişe geçebiliriz. Bunun için ister medivenleri tercih edebilir ister tamamen açık havada giden ve tek güzergahı Montmartre’a inip çıkmak olan bu füniküler sistemini kullanabilirsiniz. Her ne kadar vagonları şu an modern yapıda olsa da buradaki füniküler sistemi 1900’lerden beri işlek.

Fotoğraf Kaynak: wikimedia.org

Füniküler: Aşağıdan binerseniz, 1,5 dakika içinde kendinizi yukarıda buluyorsunuz. O kısacık sürede de size Paris manzaraları eşlik ediyor. İnerken de aynı şekilde. Dilerseniz fünikülere binmeyip Louise Michel parkından yürüyerek de aşağı inebilirsiniz. Parkın içinde aşağıda bahsettiğimiz fotoğraf noktası Saint Pierre atlıkarıncası da var. Konum için tıklayın. Haritada 22 numara.

Atlıkarınca: Montmartre’dan aşağı inerken dilerseniz fünikülere binmeyip Louise Michel parkından yürüyerek de aşağı inebilirsiniz. Parkın içinde popüler bir fotoğraf noktası olan Saint Pierre atlıkarıncası da var. Atlıkarınca ile bazilikayı aynı kadraja alıp fotoğraf çekmek isteyenler için not düşelim. Konum için tıklayın. Haritada 23 numara.

24. Anvers Metrosu İle Komşu Mahalleye Geçin

Montmartre fünikülerinden indikten sonra iki sokak ötede sizi Anvers metrosuna karşılayacak. 2. Hattın duraklarından biri olan Anvers’ten girip bir durak geriye gittiğinizde hareketli gece hayatı ve popüler kokteyl barları şehrin yükselen yıldızlarından olan Pigalle desiniz. Burada inerseniz hem yeme-içme noktalarının kalbine gelmiş olur hem de civarda görülecek yerleri yorulmadan ulaşmış olursunuz. Konum için tıklayın. Haritada 24 numara.

25. Basketbol Sahası Mı Desek, Sanat Eseri Mi? Playground Duperré

Fotoğraf Kaynak: Santiago Pagnotta / Pexels

Pigalle’deki bu mor-pembe basketbol sahasını duymayan kalmamıştır herhalde. 2009’da Fransız tasarım ajansı Ill Studio ve Nike iş birliğiyle, mahallenin çocuklarına ihtiyaç duydukları oyun alanını sağlamak için iki bina arasındaki boşluğa kondurulan rengarenk Playground Duperré hem bir basketbol sahası hem de bir sanat eseri.

Burayı görmek için çok hevesliydik ama vardığımızda tasarımın yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz şekilde mavi-sarı tonlarda yenilendiğini gördük ve büyük hayal kırıklığına uğradık. Eski tasarımın ve degradeli neon renklerinin çarpıcı etkisinin yakından bile geçmediğini söylemeliyiz. Ayrıca saha sürekli kullanımda olduğu için fotoğtraf çekmek çok zor oluyor. Özetle atlarsanız çok da bir şey kaybetmezsiniz. Konum için tıklayın. Haritada 25 numara.

26. Dünyanın En Gözalıcı ve Seksi Şovlarının Mekanı: Moulin Rouge

Pigalle metro istasyonuna geri dönüp aynı hatta bir durak daha geri gidip Blanche durağında indiğinizde meşhur Moulin Rouge kabaresinin tam önüne çıkacaksınız. Bu şekilde tek durak için de olsa metrolara gir çık yaptırmamızın nedeni enerji tasarrufu sağlamak. Ama enerjiniz tüm rotanın sonunda hala yerindeyse o tek bir durağı yürümeyi de seçebilirsiniz. Ne de olsa Paris’te durak araları bizde olduğu gibi uzak mesafeli değil.

Paris Gece Hayatının Yıldızı Moulin Rouge

Nicole Kidman ve Ewan McGregor’ı bir araya getiren, Lady Marmalade şarkısı dillere pelesenk olan efsane Baz Luhrmann müzikali Kırmızı Değirmen’in de geçtiği yer olan Moulin Rouge Montmartre’ın alt komşusu Pigalle bölgesinin köşetaşı. Moulin Rouge ve diğer kabarelerin ardı ardına açıldığı dönem savaşların olmadığı, endüstriyel ilerlemenin, barış ve iyimserlik atmosferinin egemen olduğu Belle Époque dönemine denk geliyor. O nedenle de insanların kabarelerde harcayacak bolca parası ve hevesi varmış. Böylece kabare kültürü de başta Montmartre ve çevresinde olmak üzere günden güne yaygınlaşmaya başlamış. 1889’da yani Eiffel Kulesi ile aynı yılda Joseph Oller ve Charles Zidler tarafından Blanche semtinde açılan Moulin Rouge anında Paris gösteri ve seks dünyasının, elit erotik şovların en popüler adresi haline gelmiş. İşçiler, mahalle sakinleri, sanatçılar, orta sınıflar, iş adamları, zarif kadınlar ve yabancılar demeden toplumun her kesiminden herkesin yolunun düştüğü bir yer olmuş.

Toulouse-Lautrec’in Moulin Rouge Afişleri

Özellikle de Toulouse-Lautrec’in, Orsay Müzesi’nde de rastlayacağınız, döneminin en ünlü kankan dansçısı Jane Avril’i resmettiği afiş çizimleri sayesinde, Moulin Rouge’un ünü tüm şehre anında yayılmış insanlara alıştıklarından çok farklı bir Paris rüyası vadetmiş. Hatta öyle ki Lautrec 1891’de Moulin Rouge için ilk posterini tasarladığında insanlar yapışkanlar kurumadan afişleri toplayıp evlerine götürebilmek için enteresan bir yarış içine bile girmişler.

Kankan Dansının Doğduğu Yer

İlk başlarda Jane Avril ve çağdaşlarının baştan çıkarıcı bir dans türü olarak başlattığı bu kankan geleneği çığ gibi büyüyerek zamanla tüm dünyada bilinen başlı başına bir eğlence biçimine evrilmiş. Şimdi ise Moulin Rouge, dünyanın dört bir yanından Paris’e ilk kez gelen turistler için müzikli dans eğlenceleri sunan sembolik bir yer. Kulübün dekorundan, Jacques Offenbach’ın canlı, çoşkulu müzikleri ve dansçıların fırfırlı etekli ve fileli çoraplı kostümlerine kadar hala o dönemin hissiyatını geçiren bir yer. Moulin Rouge’un daha günümüz versiyonu ise 2000’li yıllarda sükse yapmış olan Lido. Bizce bir gecenizi buralara ayırmaya değmez ama gelmişken kankan şovu izlemeden dönmem diyenler buraya tıklayarak bilet alabilirler.

Mini Trenle Montmartre Turu

Moulin Rouge’un önünde gördüğünüz bu sevimli küçük tren, Montmartre’nin dolambaçlı, Arnavut kaldırımlı, tepelik sokaklarında sizi gezdirmek için var. Güzergahı Moulin Rouge’un hemen yanından başlıyor ve Place du Tertre’ye doğru yol alıyor. Özellikle de çocuklu aileler için cazip bir tur olabilir. Tur hem İngilizce de Fransızca bir sesli rehber eşliğinde gerçekleşiyor. Konum için tıklayın. Haritada 26 numara.

27. Amélie’ye Bahşiş Bırakmayı Unutmayın: Café des Deux Moulins. 🙂

Fotoğraf Kaynak: wikimedia.org

Rotanın son durağı Moulin Rouge’a 2 dakika yürüme mesafesinde kalan, filmde Amélie’nin garsonluk yaptığı cafe olan Café des Deux Moulins. İsmini hemen yukarısındaki temede kalan yel değirmenleri Radet ve Blute-Fin’den alıyor. Filmin hayranları kendilerine bir krem brûlée ısmarlayıp şekerli kabuğunu tıpkı Amélie gibi çay kaşığının ucuyla kırmayı ihmal etmesinler. Konum için tıklayın. Haritada 27 numara.

Rota Üzerindeki Ekstra Fotoğraf Noktaları

Aşağıda bahsedeceğimiz noktalar da Montmartre’da ama çizdiğimiz rotaya tam oturmadıkları için gezilecek yerler sırasına koymadık. Özellikle görmek ve fotoğraf çekmek isteyenler minik deturlar yaparak ayrıca uğrayabilirler.

Villa Leandre – Paris’teki İngiliz Sokağı

Fotoğraf Kaynak: wikimedia.org

İngiliz tarzı evlerin olduğu fotojenik bir çıkmaz sokak. Bu cadde üzerindeki evlerin her biri tarz olarak birbirinden farklı. Bu da şehrin geri kalanına hakim olan Haussmann mimarisinden gerçek bir kopuş anlamına geliyor. Montmartre’ın gizli kalmış hazinelerinden. Konum için tıklayın. Haritada 1 numara.

Montmartre Su Rezervuarı ve Renkli Merdivenler

Bu renkli merdivenler de çok güzel bir fotoğraf noktası. Montmartre’ın tarihi su rezervuarının hemen önünden aşağı iniyorlar. Konum için tıklayın. Haritada 2 numara.

Yeme – İçme

Çizdiğimiz gezi rotası üzerinde birçok yeme-içme durağı var ama dişinizi sıkıp hakkınızı bu 2 harika yerlerde kullanın:

1. Pink Mamma – Ne Yapıp Edip Susayın Ya da Açıkın Da İçini Görün 🙂

Fotoğraf Kaynak: Vincent Rivaud / Pexels

Pink Mamma Pigalle bölgesinin en ünlü mekanlarından biri. Bir sanat galerisini andıran iç dekorasyonu ise ayrıca fotoğraflamalık. Duperré Playground’a oldukça yakın. Menüsü pizzalar, makarnalar gibi İtalyan mutfağı seçenekleri ağırlıklı. Kesinlikle rezervasyon yaptırmanız şart. Konum için tıklayın. Haritada 1 numara.

2. Le Très Particulier – Bu Bar Pek Cool

Fotoğraf Kaynak: www.facebook.com/tresparticulier

Çok şık bir otel olan Hôtel Particulier Montmartre’ın barı. Her çarşamba canlı piyano ve her hafta sonu dj performansları oluyor. Kokteyllerin her birinde sinematografik referanslar ve gizli göndermeler var. Rezervasyon gerektirmiyor. Instagram ve Konum için tıklayın. Haritada 2 numara.

Biz Sizi Çok Sevdik, Instagram’a Da Bekleriz

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Biz Evde Yokuz (@bizevdeyokuz)’in paylaştığı bir gönderi