ORSAY MÜZESİ REHBERİ & EN ÖNEMLİ ESERLER

Bize “Louvre mu daha çok sevdiniz, Orsay’ı mı?” diye sorarsanız hiç düşünmeden Orsay’ı deriz. Gezmesinin kolaylığı, eserlerin konularının ve sanatçıların bizlere yakınlığı ile bizce Louvre’dan çok daha keyifli bir müze. Hatta öyle yakın ki üniversite yıllarında yatakhanenizin duvarına bir tablonun posterini vardıysa, orjinalinin bu müzede olması kuvvetle muhtemel. 🙂

Orsay Müzesi dünyanın en önemli koleksiyonlardan birisine sahip. Hani bir modern sanat tarihi kitabı alırız, içinde Empresyonizm’den Ekspresyonizm’e tüm sanat akımlarının öncüleri, kronolojik olarak dizilir ya… İşte o kitapta yer alan sanatçıların %70’i Orsay Müzesi’nde göreceksiniz. Renoir, Monet, Manet, Degas, Cezanne, Van Gogh, Sisley, Pissarro… Kimi ararsanız burada. Müzenin koleksiyonu çoğunlukla Fransız sanatına ait, 1848 – 1915 yılları arasında yaratılmış yaklaşık 3.000 heykel, resim, mobilya ve fotoğraftan oluşuyor.


Binası da yine Louvre gibi yeniden amaçlandırılarak müzeleştirilimiş, şehrin önemli yapılarından. Seine Nehri kıyısındaki eski tren garı bugün yılda 3 milyon sanatseveri ağırlayan cam, çelik ve ışığın birleşimi sayesinde çok ferah ve aydınlık bir müze. Parislilerin de favorisi olacak şekilde zarif, sofistike ve havalı…

Müzeyi, sanat eseri geziyor olmak yerine bir dönemi keşfetmek ve anlamak gözüyle gezerseniz bu müzeden çok daha fazla keyif alabilirsiniz. Müzedeki eserlerde sıkça ressamlar birbirlerine atıfta bulunuyorlar, dönemin sanat otoritelerine beraber kafa tutuyorlar ya da dönemin Paris’inden kesitler sunuyorlar. Hangi sanatçılar arkadaşmış, kim kimin sevgilisiymiş, nerelerde takılıyorlarmış gibi birçok detayı öğrenecek ve bunların tablolara nasıl sızdığını göreceksiniz.

Bu yazımızda da önceliklendirmenizi önerdiğimiz başyapıtları ve zaman kazandırıcı bazı tüyolarımızı bulacaksınız. Yeme-içmeden konaklamaya, Paris hakkında diğer her konu için de Paris Gezi Rehberimizden faydalanabilirsiniz.


1. Orsay Müzesi Bileti

1. Orsay Müzesi Biletlerinizi Mutlaka Paris’e Gelmeden Online Olarak Alın

Müze gişesinde sıra beklememek için biletinizi önceden internet online olarak alın.

Orsay Müzesi biletinizi buradan alabilirsiniz.

2. Bilet Fiyatları

Standart Orsay Müzesi Bileti + Sıra Beklemeden Müzeye Giriş Hakkı

– Online alırsanız 16 Euro. Online bilet size hızlı giriş için spesifik bir zaman aralığı sağlıyor.
Biletinizi buradan hemen alabilirsiniz.

– Gişeden alırsanız 14 Euro ama son dakikayı bekleyerek biletin tükenmesi riskini almış oluyorsanuz. Ayrıca kapıdaki uzun bilet kuyruğunda zamanınızı öldürdüğünüze bizce değmez. Bilet alıp o gün içeri giremezseniz, gişeden alınan Orsay Müzesi biletleri 3 ay geçerli. Yani internetten alınanlar gibi belli tarih ve saat aralığı yok.

Orsay Müzesi Bileti + Sıra Beklemeden Müzeye Giriş Hakkı + Orangerie Müzesi + Orangerie Müzesi Girişinde Sıra Beklememe Özelliği

22 Euro. Empresyonist sanatın en önemli iki müzesini kombinlemek isteyenler için en uygun bilet. Üstelik bu biletin müzeye öncelikli giriş hakkı var, değerli zamanınızı kuyrukta harcamıyorsunuz. Paris’te gezilecek yerler rehberimizden Orangerie’yi okuyabilirsiniz. Tuilieres Bahçeleri’nde ve 2 saatte kolayca geziliyor.
Bilet için tıklayın.

Rehberli Tur

Orsay Müzesi Bileti + Sıra Beklemeden Müzeye Giriş Hakkı + 2 saatlik tur : 54 Euro. Yalnızca kendi başına dolaşmaktan veya sesli rehberde dinleyeceklerinden çok daha fazlasını öğrenmek isteyenler için ideal.
Bilet için tıklayın.

City Pass Almanızı Önermiyoruz!

Paris’teki tüm zamanınızı yatıp kalkıp müze gezmek için kullanmayacaksanız, birçok müze ve tarihi yere giriş sağlayan city pass’lardan almanızı önermiyoruz. Astarı yüzünden pahalıya geliyor.

3. Ücretsiz Giriş:

– Tüm 18 yaş altındakilere ücretsiz.
– AB vatandaşı olan veya uzun süreli ikametgah hakkı olan 18-25 yaş aralığındakiler.
– Her ayın ilk pazar günü ücretsiz.
– Tüm engelli ziyaretçiler ve artı birleri.
– Ücretsiz giriş yapacakların da biletlerini önden online olarak rezerve ettirmesi gerekiyor.

4. Bilet Kalmadıysa Rehberli Turlara Katılabilirsiniz

– Öncelikle Orsay’ın içinde yer yön bulması çok kolay, audioguide’lar da gayet tatmin edici. Az biraz sanat tarihi ile haşır neşirseniz audioguide’da anlatılanları kolayca anlarsınız. Yani rehberli tur elzem değil. AMA müzeye gitmek istediğiniz gün için bilet tükendiyse rehberli turlara katılarak günü kurtarabileceğiniz aklınızda olsun.

Rehberli Orsay Müzesi biletinizi buradan alabilirsiniz.

2. Orsay Müzesi Hakkında Gitmeden Bilmeniz Gerekenler

2.1 Orsay Müzesi’nin Çalışma Saatleri

– Müze, pazartesileri kapalı. Diğer her gün 09:30-18:00 arası açık. Perşembeleri ise 21:45’e kadar açık.
– 1 Mayıs ve 25 Aralık tarihlerinde tamamen kapalı.

2.2 Hangi Güne Bilet Almalı

– Hangi gün: Pazartesi kapalı. En kalabalık olduğu günler de salı, cumartesi, pazar. Louvre Salı günü kapalı olduğundan insanlar Orsay Müzesi’ne yönelir. Hafta sonları da müzeler daha yoğun oluyor yine de pazar günleri Fransa’da birçok yer kapalı olduğu için pazarınızı müzede değerlendirmek isteyebilirsiniz. Özetle, çarşamba ve perşembe en iyi zamanı. Perşembe günleri 18:00’den sonra iyice rahatlıyor.

– Gezmek için en güzel fırsat: Paris’te 2006’dan beri her yıl mayıs ayının üçüncü cumartesi günü “Nuit des Musées” yani Müzeler Gecesi düzenleniyor. Pandemiden dolayı sadece 2021’de Temmuz ayına alınmış. O gün ziyaretçilere Orsay’daki koleksiyonlara ve diğer birçok katılımcı müzeye akşam saatlerinde ücretsiz giriş hakkı tanınıyor. Bu etkinlik herkese açık. Canlı müzik ve diğer özel performanslar da oluyor. Tesadüfen denk gelirseniz diye buraya bırakıyoruz.

2.3 Doğru Girişte Sıraya Girin

Müzeye vardığınızda, önce aşağıdaki girişleren hangisinin sizin için doğru giriş olduğunu kontrol edin:

– A Girişi: Seine Nehri tarafında olan bu giriş, biletsiz bireysel ziyaretçiler için.
– B Girişi: Yine Seine Nehri tarafındaki giriş gruplar için.
– C Girişi: Rue de Lille tarafındaki bu giriş, önceden bilet almış veya öncelikli giriş hakkı olan ziyaretçiler için.
– D Girişi: Yine Rue de Lille tarafında olan bu giriş de okul grupları için.

2.4 Orsay Müzesi’ni Gezmek İçin Ne Kadar Zaman Ayırmalı

– Müzenin kendisini gezmeye en az 3 saatinizi ayırın. Bize 6 saat zar zor yetti. Sonrasında çatıda yer alan saatin ardından son katta şehri izleyebileceğiniz harika bir alan mevcut, oraya da mutlaka uğrayın.
– Unutmadan, müzeden çıktıktan sonra tekrar girmenize izin verilmiyor.

2.5 Turla Gezmiyorsanız Mutlaka Sesli Rehber Alın

– Orsay Müzesi’nin sesli rehberi tatmin edici. Louvre’daki gibi hayal kırıklığını yaşamıyorsunuz. Elbette bunda müzenin Louvre’a göre çok daha küçük ölçekli ve tematik olmasının da payı var.
– Sesli rehberler İngilizce, Fransızca, Almanca, Çince, Korece, İspanyolca, İtalyanca, Japonca, Portekizce ve Rusça olarak mevcut ve kiralama ücreti 5 Euro.

2.6 Vestiyere Eşyalarınızı Bırakmak Zorundasınız

– Güvenlik önemleri nedeniyle eşyalarınızı vestiyere bırakmak zorundasınız. Bel çantası gibi ufak çantaları yanınıza alabilirsiniz.
– Tekerlekli sandalye ve bebek arabasını da kimliğinizi vestiyere bırakarak ücretsiz alabiliyorsunuz.

2.7 Müzenin Nefis Restoranını Görmeden Dönmeyin

Musée d’Orsay Restaurant

Orsay Müzesi’nin 2 keyifli mola noktası var. Birinde ihtişamlı bir salonda diğerinde devasa saatin manzarasında bir şeyler yeme-içme şansınız var:

Musée d’Orsay Restaurant: Daha önce tren garı olan binanın içinde bir de otel varmış. Otelin gözkamaştıran, nefis restoranı bugün yine restoran olarak hizmet veriyor. 2. kattaki tarihi eser olarak sınıflandırılan bu salonun avizeleri, fresklerle süslü yaldızlı tavanı o kadar güzelki burada yemeseniz bile ziyaret edip görmelisiniz.  Menüsünde Fransız mutfağı seçenekleri var.

Café Campana

– Café Campana: Daha hızlı bir şeyler yemek içinse 5 kattaki, meşhur saatin de bulunduğu Café Campana var. Daha çok birer kahve molası vermek ve manzara terasından şehre bakmak için ideal.

2.8 Gezmeye En Üst Kattan Başlayıp Aşağı Doğru Devam Edin

Orsay Müzesi 5 kattan oluşuyor ama sadece 3 katında sergi alanı bulunuyor. Kimi odalar da sergi kurulumu, yenileme veya başka nedenlerle kapatılmış olabiliyor. Müzenin en popüler eserleri ve sizin de muhtemelen en çok merak ettikleriniz 5. katta bulunuyor. Bu sebeple önce en üst kata çıkın ve tik’lerinizi bir an önce atın. Diğer önemli kat ise zemin katı.

2.9 Louvre Müzesi İle Aynı Gün Gezmeyin

“Müze günü” gibi bir şey düşündüyseniz unutun gitsin. Orsay Müzesi gezinizi mümkünse Louvre Müzesi ile aynı güne planlamayın. Ne enerjiniz yeter ne de keyif alabilirsiniz.

3. Gitmeden Müzenin Göz Bebeği Empresyonizm ve Post-Empresyonizm Hakkında Bilgi Edinin

Bimiyorsanız, Orsay Müzesi’ne gitmeden önce bir empresyonizm ve post-empresyonizm akımların linklediğimiz videolarını izleyip öğrenmenizi tavsiye ederiz. Aşağıda İngilizce konuşmayanlar için özetledik ama videodaki gibi tablolar üzerinden bir anlatım kadar etkili olmayacaktır.

Geleneksel Sanat Anlayışına Meydan Okuma: Fotoğraf makinasının icadı sanat dünyasını en keskin dönemeçlerinden birisine soktu. O güne kadar iyi bir tabloyu tanımlayan özellikler gerçekçi bir üslupla tarihi ya da dini önem taşıyan bir sahneyi canlandırmasıydı. Fransız Güzel Sanatlar Akademisi doğa ve natürmort resimlerini ikinci sınıf görüyor, porteler, tarihi olayları işleyen eserleri kıymetli buluyordu. Realistler bu sığ yaklaşımı eski kafa buluyor, günlük hayatı anlatan tablolar çizerek normlara meydan okuyorlardı. Hatta aşağıdaki görülmesi gereken eserler bölümünde bahsedeceğimiz Gustave Courbet gelenekçilere kafa tutup Paris Uluslararası Sergisi’ni kasten görmezden gelerek paralelinde kendi sergisini açmıştı.

Reddedilenler Salonu: Klasik resim formasyonu almış olmasına rağmen Édouard Manet de Akademi’ye meydan okuyanlardandı. O dönem dünyanın en önemli sanat etkinliği olan Paris Salon’da sergilenmesi için Akademi’ye tablolar sunuyor ama üst üste redediliyordu. Akademi, bugün Empresyonizm olarak tanımladığımız akımı “eksik”, “tamamlanmamış” anca eskiz olabilecek çalışmalar olarak nitelemiş ve bolca da hakaret etmişti.

1873 senesinde Paris Salonu’na başvuran 3000 eserin reddedildiğini duyan halkın beğenilmeyen eserleri görme talebi üzerine 3. Napolyon Reddedilenler Salonu’nun kurulmasına karar verdi. Böylece dünya ilk defa yepyeni bir teknik ve yaklaşım ile yapılan ve şu an Orsay’da sergilenen Kırda Öğle Yemeği (aşağıdaki Orsay’da görülmesi gerekenler listesinde var) tablosu ile karşılaştı.

Tablo kırda giyinmiş erkeklerin arasında oturan çıplak kadının zıtlığı ve konusundan ne tarihi ne de dini bir olayı anlatması ile hemen dikkatleri üzerine toplamıştı. Hatta ünlü başyapıtlara gönderme yaparken, hiçbir kurala uymayarak adeta kalıplarla dalga geçiyordu. Monet Realizm’den Empresyonizm’e bir köprü oldu ve sergiden sadece 3 yıl sonra ise Empresyonizm ortalığı kasıp kavuran bir akıma dönüşmüştü.

Empresyonizm: Empresyonizm akedemik resim anlayışını her yönden yıkıyordu. Sanatçılar stüdyoda çizmiyor, taşınabilir boy kanvaslar kullanarak açık havada çalışıyorlardı. Çünkü odakları ne mükemmel detaylarla gerçekçi tablo çizmek ne de ders niteliğinde konular cezbediyordu. Emprestonistler günün ve yılın farklı zamanlarında ışığın nasıl göründüğü ile ilgileniyor, birbirine geçmeyen küçük ama görünebilir fırça darbeleriyle sıradan bir günden çalıntı bir anı anlatıyorlardı. Empresyonizmin babası da İzlenim, Gün Doğumu eseriyle Claude Monet sayılıyor.

Post-Empresyonizm: Çok geçmeden ışık oyunlarını yakalmak üzerine odaklanmanın da sığ bir yaklaşım olduğunu düşünen Post-Empresyonistler çıktı. Onlara göre resim sadece etrafımızda gördüklerimizi kanvasa aktarmanın ötesinde insanda duygular uyandırmalı, bunu da modern tekniklerle yapmalıydı. Ancak Empresyonizm’den farklı olarak Post-Empresyonistler kendi aralarında gruplanmış ressamlardan oluşmuyordu. Hepsinin farklı üslupları vardı ve çoğu ölümlerinden sonra bir sanat kritiği tarafından “Post-Empreyonistler” olarak gruplanacaklardı. En meşhur Post-Empresyonistler Paul Gauguin, Vincent van Gogh Georges Seurat ve tabii ki akımın babası sayılan Paul Cézanne. Hepsinin farklı stillerini bu videodan görebilirsiniz.

4. Orsay Müzesi’ndeki En Önemli Eserler

Not: Orsay Müzesi küratörleri, müzedeki eserlerin yerlerini çok sık değiştiriyor. Özellikle de Empresyonist tablolar farklı katlara taşınabiliyor. Koleksiyonların güncel yerlerini öğrenmek için mutlaka girerken müze broşürlerinden birini alın veya daha spesifik bilgilere ihtiyacınız varsa resepsiyona sorun.

Giriş Katı

Zemin katta heykeller koridoru, Empresyonizm kelimesinin ilk kez anılmaya başlandığı dönem öncesine ait 19. yüzyıl sanatçıların eserleri yer alıyor.

1. Olympia

Edouard Manet’nin 1863 tarihli yağlı boya tablosu Olympia, sanat tarihi açısından ressamın geleneksel çıplak kadın temasını yeniden ve oldukça güçlü ve tavizsiz bir şekilde işlemiş olması bakımından önemli. Özellikle Ingres tarafından ele alınan cariye teması ve Rönesans’tan beri süregelen idealleştirilmiş çıplak Venüs tasvirinin yerini izleyicinin gözlerinin içine direkt olarak bakan ve ona adeta meydan okuyan bir hayat kadını alıyor. Tabloyu detaylı incelemek için tıklayın. Konum: Giriş katı, 14. oda.

2. Mavi Nilüferler (Nymphéas Bleus)


Monet, sanat hayatının son 30 senesini 250’ye yakın nilüfer tablosu yaparak geçirmiş. Kendisinin devasa nilüfer panellerinin en güzelleri Orangerie Müzesi’ndeki oval salonda sergileniyor olsa da Orsay Müzesi’nde de bir tane örneğini bulacaksınız. Konum: Giriş katı, geçici sergi alanı.

3. Sirk (The Circus)

Küçük renk noktaları ile bir bütün oluşturan Noktacılık (Puantilizm) olarak da adlandırılan Neo-Empresyonist resmin öncüsü olan Georges Seurat’nın 1891 tarihli Sirk tablosu, modern şehrin popüler cazibe merkezlerini ve gece hayatını resmettiği üçüncü resmi. Özellikle sirk teması ise 1880’lerde, özellikle Renoir, Degas ve Toulouse-Lautrec tarafından da sıklıkla işlenen bir konu olmuş. Fakat ne yazık ki bu tablo ressamın kariyerinin son tablosu olmuş. Çünkü kendisi 1891’de sadece 31 yaşında difteriden aniden vefat etmiş. Konum: Giriş katı, geçici sergi alanı.

4. Dünyanın Kökeni (The Origin of the World)

Gerçekçi, kışkırtıcı ve grafik çıplaklığının doğası gereği Gustave Courbet’nin 1866 tarihli Dünyanın Kökeni adlı tablo bugün hala şok etme gücüne sahip bir eser, üstelik sıkı durun 19. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı diplomatı olan Halil Şerif Paşa tarafından yaptırılmış. Erotik tablolar koleksiyoneri olduğu bilinen Halil Şerif Paşa özel hayatı, devlet adamlığı ve sosyal yaşantısı ile Tanzimat Dönemi’nin en renkli isimlerinden birisi olarak biliniyor.

19. yüzyılda çıplak vücudun böylesine gerçekçi bir biçimde sergilenmesinin öncüleri Courbet ve Manet olmuş. Özellikle de Courbet, akademik resmi ve onun pürüzsüz, idealleştirilmiş çıplaklığını reddetmiş. Tabloyu detaylı incelemek için tıklayın. Konum: Zemin katı 6. oda.

5. Whistler’ın Annesi (Whistler’s Mother)

Her ne kadar Amerikalı bir ressam olmasına rağmen kariyerini Londra ve Paris’de sürdürmüş bir ressam James Whistler. Annesinin portresi olarak bilinen 1871 tarihli bu resmi ise onun en ünlü eseri. Portrenin psikolojik keskinliği, kompozisyonun kasıtlı olarak sade tutulması, nötr tonların hakimiyeti tabloyu daha güçlü kılıyor. Konum: Zemin kat. Salon Resimleri bölümü.

2. Kat

2. katta heykeller sağlı sollu teraslarda devam ederken Art Nouveau mobilayalar, dekoratif eserler ve tablolar sergileniyor.

6. Balo / Akşam (The Ball / Evening)

James Tissot’nun Balo veya Akşam olarak da adlandırılan bu tablosu bir sosyete davetinde gösterişli sarı bir elbise giyen genç bir kadını tasvir ediyor ve zamanının salon toplantılarının atmosferine ışık tutuyor. Japon sanatından oldukça etkilenmiş bir ressam olan Tissot’nun çizdiği kurdeleler ve dantellerin arasında sudaki balık motiflerinin olduğu kumaşlar yer alıyor. Konum: 2. Kat 57.oda.

7. Yılan Oynatıcısı (The Snake Charmer)

Kendi kendini yetiştirmiş bir ressam olan Henri Rousseau çok az seyahat etmiş olmasına rağmen resimlerinde egzotik düşlerini yansıtmış bir ressam. Kendisinin 1907 tarihli, tuhaf bitki örtüsüyle kaplı tekinsiz bir cennet bahçesi’ndeki siyahlar içindeki bir Havva ve yılanın olduğu Yılan Oynatıcısı tablosunun fantastik dünyası Sürrealizm’in müjdecisi olarak görülüyor. Konum: 2. Kat 68. oda

5. Kat

Boş olan 3. ve 4. katları pas geçip direkt olarak 5. kata çıkıyorsunuz. 5. kat ise Empresyonizm’den Neo-Empresyonizm ve Post-Empresyonizm’e ünlü sanatçıların tablolarının yer aldığı asıl görmenizi istediğimiz kat.

8. Bal du Moulin de la Galette


Pierre-Auguste Renoir’un 1876 tarihli tablosu kuşkusuz Renoir’in en önemli eseri. Dönemin Montmartre’daki popüler açık hava dans bahçesinin canlı ve neşeli atmosferini fırça darbeleriyle tuvale aktaran Renoir, sahnenin bu bulanık izlenimi ile zamanında eleştirmenlerden olumsuz tepkiler almış. Şimdi ise tablo erken İzlenimciliğin başyapıtlarından biri kabul ediliyor. Konum: 5. kat, 30. oda.

Not: Paris’e gittiğinizde şehrin en sempatik mahallesi Montmartre’ı mutlaka gezin! Sizin için hazırladığımız Montmartre Yürüyüş Rotası ile 2-3 saatte her şeyi sıkıştırırsınız.

9. Kırda Öğle Yemeği (The Luncheon on the Grass)

Giriş katında Olympia’sı bulunan Edouard Manet’nin en ünlü tablosu. Manet’in bu sansasyonel tablosu, 1725’ten itibaren Paris’teki Güzel Sanatlar Akademisi tarafından sanat sergisi olarak açılan “Salon”un 1863 yılı edisyonunda juriden reddi yemiş ve reddedilen sanatçıların aynı yıl açtıkları Reddedilenler Salonu adlı sergide kendine yer bulmuş. Giyinik erkekler arasında çıplak bir kadının varlığı, ne mitolojik ne de alegorik örneklerle açıklanamıyor. Bu da onu döneminin en cüretkar işlerinden biri yapıyor. Klasik perspektif kalıplarını yıkan bu resmi ile Manet, geleneklere uymayı reddediyor, yeni ve modern sanat için bir özgürlük başlatıyor. Konum: 5. kat, 29. oda.

10. Gelincik Tarlası (Poppy Field)

1871’de Argenteuil kasabasına yerleşerek 1878’e kadar yaşayan Monet, evinin çevresindeki bölgede, gelincik tarlası gibi açık hava resmini geliştirebileceği yerler keşfetmiş. Monet’nin bir yaz gününde tarlalarda yapılan bir gezintinin canlı atmosferini aktardığı resmi büyük ses getirmiş. Şemsiyeli genç kadın ve çocuk muhtemelen çoğu resminde olduğu gibi sanatçının eşi Camille ve oğulları Jean. Konum: 5. kat, 29. oda.

11. Absent İçenler (The Absinthe Drinker)


Ağırlıklı olarak doğayı, doğal ışıkta ve açık havada geçen sahneleri resmeden İzlenimci çağdaşlarının aksine, Edgar Degas prova yapan balerinleri, sahne şovlarını ve kapalı alanlardaki eğlence yerlerini resmetmeyi seven bir ressam. Bu melankolik tablosunda da bir kafede yan yana oturmuş, uzun bir gece absinthe içtikten sonra akşamdan kalma görünen bir çifti resmediyor. 1875-76 arasında yapılmış resim, modern sanatçılar için bir buluşma yeri ve entelektüel bohemlerin yuvası olan Pigalle’deki bir cafede, adeta yan masadan gizlice çekilmiş bir fotoğraf izlenimi veriyor. Ancak bu izlenim tamamen bir aldatmaca çünkü resim aslında kendi stüdyosunda yapılmış. Konum: 5. kat, 31. oda.

12. Dans Sınıfı (The Dance Class)


Edgar Degas’nın balerinlere olan tutkusu aşikar. Kendisi sıklıkla Paris Operası’na gider, hem şovlara seyirci olur hem de orkestradaki müzisyen bir arkadaşı sayesinde sahne arkasındaki provalara katılırmış. İşte bu anlarda tıpkı 1874 tarihli bu resminde olduğu gibi balerinleri en doğal anlarında, gösteriye hazırlanırken, giyinirken, ısınırken veya bale hocalarının direktiflerini dinlerken resmedermiş. Konum: 5. kat, 31. oda.

13. 14 Yaşındaki Küçük Dansçı

Edgar Degas’nın resimleri kadar heykelleri de çok ünlü ama sanatçı hayattayken heykele olan bu merakı halk tarafından az çok bilinmiyormuş. Degas 1917’de öldüğünde stüdyosunda 150 balmumu ve kil heykel bulunmuş. Bu heykeller arasından Degas’ın 1881’de Empresyonist sergisinde cam bir kafes içinde sergilediği 14 Yaşındaki Küçük Dansçı adlı heykeli ise en ünlüsü.

Eserin en önemli yanı kızda gerçek at kılı saçların, gerçek bir tütü ve bale pabuçlarının kullanılmış olması ve 1970’lerden sonra ortaya çıkan Hiperrealizm dediğimiz aşırı gerçekçi akımın ilk örneklerinden biri olması. Ayrıca bu heykelin bir diğer özelliği sanatçının hayatı boyunca sergilediği ilk ve tek heykel olması. Diğer tüm heykelleri sanatçının ölümünden sonra sergilenmiş, çeşitli bronz kopyaları yapılarak çeşitli müzelere gönderilmiş. İşte Orsay Müzesi’nde bulunan versiyon da aslı balmumundan olan eserin orijinali değil ressamın ölümünden sonra yapılmış bronz kopyası. Orijinal heykel Washington’daki Ulusal Sanat Galerisi’nde sergileniyor. Konum: 5. Kat 31. Oda.

14. Saint-Lazare Garı (The Gare Saint-Lazare)

Claude Monet, 1877 tarihinde Saint-Lazare’ı resmettiği zaman Argenteuil’den Paris’e taşınmış ve Argenteuil’de kırsal manzaraları boyamakla geçen birkaç yılın ardından tekrar şehir manzaralarına ilgi duymaya başlamış. Saint-Lazare Garı’nda ışığın değişen etkilerini, garın hareketliliğini neredeyse soyut bir şekilde resmetmiş. Konum: 5. kat, 31. oda.

15. Sağa Dönük Şemsiyeli Kadın ve Sola Dönük Şemsiyeli Kadın (Woman With a Parasol Turned to the Right and Left)


Sola Dönük Şemsiyeli Kadın ve Sağa Dönük Şemsiyeli Kadın adlı bu iki açık hava çalışması Monet’in 1875 tarihli Gezinti tablosuna atıfta bulunuyor. Gezinti’de oğlu ve eski eşi Camille’i ve oğlu Jean’ı resmeden Monet, 1886 tarihli bu resimlerde ise 1889’da Monet’nin ikinci karısı olacak olan Alice Hoschedé’nin kızlarından Suzanne Hoschedé’yi resmetmiş. Monet’nin gelecekteki üvey kızı olan Suzanne ressamın en sevdiği modellerden biri olmuş. Konum: 5. kat, 32. oda.

16. Parke Planyacıları (Floor Scrapers)

Gustave Caillebotte’un 1875 tarihli bu tablosu, şehirli işçi sınıfının sanattaki ilk temsillerinden olması bakımından değerli. Köylüler veya taşra işçileri resim sanatında kendine sık sık yer bulurken şehirde çalışan işçiler nadiren resmedilmiş. Caillebotte de herhangi bir sosyal, ahlaki veya politik mesaj içermeyen, belgeselvari ve realist resimleri ile bir ilke imza atıyor. Caillebotte, bu resmini 1875 Salon’unda sunduğunda jüri, resmi fazla gerçekçi bulmuş ve onu reddetmiş. Genç ressam da izlenimcilere katılmaya karar vermiş ve resmini grubun 1876 sergisinde sergilemiş. Konum: 5. kat, 32. oda.

17. Kart Oyuncuları (The Card Players)

Paul Cézanne, 1890’larda Caravaggio vari temaları özellikle de kart oynayan insanları birçok kez ele almış. İşte 1894-1895 tarihleri arasında yapıldığı tahmin edilen Kart Oyuncuları tablosu da onlardan biri. Kompozisyonun merkezini bir şişenin oluşturduğu tablo, alanı iki simetrik parçaya ayırarak oyuncuların karşıtlığını vurguluyor. Konum: 5. Kat 36. oda.

18. Elmalar ve Portakallar (Apples and Oranges)

Paul Cézanne’nın 1899’da yaptığı natürmort tablosu. Cézanne aslında kariyerinin başlangıcından itibaren natürmort kompozisyonlar yapsa da bu tür sonraki yıllarda çalışmalarında çok daha fazla yer tutmaya başlamış. İşte Elmalar ve Portakallar eseri de bu döneme ait. Cézanne, sanatsal dilinin kalıpları kıran esnekliği sayesinde Fransız resminde geleneksel olan bir tür olan natürmorta yeni bir soluk getiriyor. Elmalar ve Portakallar da sanatçının ürettiği en önemli natürmortlardan biri sayılıyor. Konum: 5. Kat 36. oda.

19. Arearea


1892 tarihli Arearea tablosu, Paul Gauguin’in 1891’de “ilkel” yaşam biçimlerinin izlerini sürmek için çıktığı Tahiti seyahatinin izlerini taşıyor. Resmin ön planında kırmızı bir köpekle birlikte oturan iki yerli kadın görülüyor. Arka planda ise devasa bir Maori heykeline tapan kadınları görebilirsiniz. Gauguin’in Fransız Polinezyası’ndaki ilkel yaşam biçimini idealize ettiği bu tablosu dahil hiçbir Tahiti eseri sükse yapmamış. Yaşamı boyunca üne kavuşamamış olan Gauguin, ölümünden çok sonra ünlü olan ressamlardan. Konum: 5. kat, 43-45. odalar Galerie Françoise Cachin.

20. Tahitili Kadınlar Sahilde Otururken (Tahitian Women on the Beach)


Yine Gauguin’in, genellikle basit günlük işlerle meşgul olan Tahitili kadınları tasvir ettiği resimlerinden biri. Ressamın 1891’de yaptığı bu tablodan, kullandığı canlı renklerin, sade hatların ve stilinin ileride Henri Matisse’i nasıl etkilediği görülebiliyor. Konum: 5. kat, 43-45. odalar Galerie Françoise Cachin.

21. Arles’teki Yatak Odası  (La Chambre de Van Gogh à Arles)


Sıra geldi dünyanın en ünlü yatak odasına. Vincent Van Gogh’un Arles’daki meşhur odasından bahsediyoruz. Van Gogh odasını tam üç kez resmetmiş. Bugün biri Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’nde, biri Chicago’daki Sanat Enstitüsü’nde sonuncusu da Orsay Müzesi’nde bulunuyor. Van Gogh, kardeşi Theo’ya yazdığı bir mektupta, Japon kültüründe olduğu gibi odasında sadelik, dinginlik ve sükunet uyandırmaya çalıştığını söylemiş. Konum: 5. kat, 43-45. odalar Galerie Françoise Cachin.

22. Otoportre (Self Portrait)


Vincent van Gogh sıklıkla kendisini model olarak kullanan, 43’ün üzerinde otoportre üretmiş bir ressam. Van Gogh’un 1889 tarihli otoportresi ise genellikle giydiği yeşil ressam önlüğü yerine takım elbise ile kendisine poz verdiği bir versiyon olması bakımından önemli. Mint yeşili ve turkuaz karışımı baskın renk, sakal ve saçının ateşli turuncusu ile kontrast oluşturuyor. Konum: 5. kat, 43-45. odalar Galerie Françoise Cachin.

23. Ren Nehri’nde Yıldızlı Bir Gece (The Starry Night Over the Rhone)


Vincent Van Gogh, muhtemelen tüm zamanların en ünlü Empresyonist ressamlarından. Aslında Hollandalı olan ama 1888’de Fransa’ya, Güney Fransa’daki Arles’e taşınan Van Gogh, bu resmi de taşındığı sene yapmış. Aslında Van Gogh’un Yıldızlı Gece tablosu serisinden en ünlüsü New York MoMA’da sergileniyor. Çünkü sanat tarihçileri o versiyondaki dalgalı çizgileri, sanatçının akıl sağlığının gittikçe çalkantılı bir hal almasına bağlıyor. Onun kadar ünlü olmasa da Orsay Müzesi’nde de 1888 tarihli bir versiyonu bulmak da tatmin edici. Gecenin mavinin tonlarının şehrin ve yıldızların turuncu ışıkları ile birleştiği ve değerli taşlar gibi parlayan yıldızların ve şehir ışıklarının suya yansıdığı tablo görülmeye değer. Konum: 5. kat, 35. oda.

5. Tren Garından Müzeye: Orsay Müzesi Tarihi

Orsay Müzesi’nin en önemli özelliklerinden biri aslında, 1900’de gerçekleşen meşhur Dünya Fuarı için yapılmış eski bir tren istasyonu olması. Fransa’nın güneybatısındaki bir şehir olan Orléans’ı başkente bağlayan demiryolunun son durağı olan Gare d’Orsay mimar Victor Laloux tarafından tasarlanmış. İçinde lüks bir otel ve büyük bir resepsiyon da bulunuyormuş. Zamanla trenlerin modernizasyonu sağlanıp istasyon yavaş yavaş kadarine terk edilmiş. Otelden, posta ofisine, 2. Dünya Savaşı sırasında hapishane hatta film seti gibi amaçlarla kullanılmış.

En sonunda 1973’te tarihi bir anıt olarak sınıflandırılan gar binası, 1977’de tarihi yapıları yeniden amaçlandırma geleneğini sürdüren Fransız hükümeti tarafından müzeye dönüştürülmeye karar verilmiş. 1983 ile 1986 yılları arası Fransız mimarlar tarafından müzeleştirilen gar, kapılarını Musée d’Orsay olarak yeniden açmış. O zamandan beri de 1848 – 1914 tarihleri arasındaki zaman dilimine ait, resim, heykel, dekoratif sanatlar, fotoğraf, çizim gibi sanat disiplinlerinde, ağırlıklı olarak Fransız sanatının 3.000’i aşkın en güzel örneklerini barındırıyor.

6. Orsay Müzesi’nin Dev Saatleri

Orsay Müzesi’nin dev saatleri, yapının bir gar olduğu zamanlardan kalan en önemli parçaları. Ünlü mimar Victor Laloux tarafından tasarlanan gar binasına, 1900’de tamamlanıp kapılarını açmadan önce üç devasa saat eklenmiş: Biri ana salona, ikisi binanın Seine Nehri’ne bakan yan cephesinde. İşte Victor Laloux tarafından binaya eklenen bu istasyon saatleri, o günlerin sanat eseri niteliğindeki tanıkları. Halen çalışmakta olan saatlerin cephede bulunan ikisinin bugün çift fonksiyonu var. Zamanı göstermek ve şeffaf kadranları sayesinde ziyaretçilere 5. katta Paris manzaraları sunmak.

7. Paris’te Orsay Müzesi’ni Ziyaret Etmek İçin 3 Neden

1. Paris’in En İkonik Yapılarından Biri

Tuileries Bahçeleri’nin karşısında yer alan Musée d’Orsay, daha önce Paris’i Orléans’a bağlayan bir tren istasyonuymuş. Gare d’Orsay olarak adlandırılan bu bina, 1900 yılında Dünya Fuarı’na kolay ulaşım için inşa edilmiş. Sonraki dönemlerde ise atıl kalmış. Böylesine tarihi bir mekanın bir zamanlar yıkılmak üzere olduğuna inanmak zor! Neyse ki yok olmaktan kurtularak 1986’da kapılarını müze olarak yeniden açmış.

2. Dünyanın En İyi Sanat Koleksiyonlarından Birine Sahip

Müzenin tren istasyonundan müzeye dönüştürülmesi, toplam 20.000 metrekarelik alanın sanat eserlerine ev sahipliği yapması anlamına geliyor. Müze, yalnızca dünyanın en büyük İzlenimcilik (Empresyonist) ve Post-Empresyonist resim koleksiyonunu değil, aynı zamanda çok değerli bir heykel, fotoğraf ve mobilya koleksiyonuna da sahip. Özellikle de ana koleksiyona ek olarak, yaratıldığı sosyal, politik ve teknolojik bağlamı yansıtan fotoğraf ve sinematografi tarihine ışık tutan sergilerin de bulunuyor olması büyük artılarından.

Müzede İzlenimcilik akımın Monet, Manet, Degas, Renoir ve Cézanne gibi en başarılı temsilcilerinin en ünlü eserlerinin yanı sıra Georges Seurat, Paul Gauguin, Vincent van Gogh, Paul Signac, Camille Pissarro gibi sanatçıların temsili ile Puantilizm yani Noktacılık, Sembolizm, Fovizm, Primitivizm gibi daha pek çok Post-Empresyonist ve Neo-Empresyonist sanat akımının da en başarılı örneklerini görüyorsunuz.

Müzenin sergi salonları arasında gezinirken, sanat tarihinde gerçek bir dönüm noktası olan ve döneme yön veren sanat anlayışlarını, dönemin genel atmosferini çok güzel bir şekilde kavrıyorsunuz. Özellikle de İzlenimcilik akımının resim sanatına yansımasını çok bariz bir şekilde gözlemleyebilme fırsatı buluyorsunuz.

  • Stüdyoda yapılmış herhangi bir ön hazırlık olmaksızın açık havada boyanmış tuvaller,
  • Kendiliğinden, doğal, hızlı ve gevşek fırça darbeleri,
  • Fransız Akademizmi’nin konservatif ve alışılmış kalıplarını yıkan konu, kompozisyon, fırça darbesi ve renk kullanımı,
  • Fotoğraf karesin anımsatan, anlık yakalanmış gibi duran doğal kadrajlar,
  • Işığın günün farklı saatlerine ait yansımalarıyla ortaya çıkan renk oyunları,
  • Özellikle de gün batımlarının yarattığı ışık geçişleri ve ışığın gerçekçi tasvirleri…

Hepsi burada bulacağınız İzlenimci ustaların eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkıyor.

3. Paris’in En Güzel Manzaralarından Birini Burada Bulacaksınız

Orsay Müzesi’nin yaz terası, Montmatre, Sacre Coeur, Seine Nehri, Louvre Müzesi, Garnier Operası’na karşı Paris’teki en güzel manzara noktalarından birini sunuyor. Bizce bu manzara Eyfel Kulesi’nin, Montmartre tepesinin, Notre Dame kulesinin veya L’Arc de Triomphe’un baktığı manzaradan çok daha güzel. Aslında manzara için 2 seçeneğiniz var. İlki en üst kat olan 5. kattaki yaz terası. Diğeri ise yine aynı kattaki büyük saatin camı. Ayrıca modern, metalik, endüstriyel Paris’i temsil eden saat ile onun içinden çıkan panoramik nehir manzarasını birleştirmek harika bir fotoğraf fırsatı.

Biz Sizi Çok Sevdik, Instagram’a Da Bekleriz

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Biz Evde Yokuz (@bizevdeyokuz)’in paylaştığı bir gönderi